-reklam-

Aslında teknolojiyi ne kadar yanlış kullandığımızın kanıtı olan bir paylaşım bu sıralar sosyal medyada ilgi çekiyor. Bir annenin ve bir babanın çok dikkat etmesi gerektiğini düşündüğüm için o paylaşımı bir uyarı olarak sizinle paylaşıyorum.

Günümün oldukça büyük bir zaman dilimini kaplayan, kendisinin süper bir beyni olan, benim beynimi de oldukça yavaşlatmasına izin verdiğim cihazımı bırakabildim şu saatlerde…

Geçtiğimiz gün 'Yol Ayrımı' filmine gittim. Bir kazadan sonra filmde Şener Şen'in canlandırdığı Mazhar karakteri kendinin farkına varıyor ve daha önce hayatına hiç bakmadığı gibi bakmaya başlıyor.

İnsanın olduğu her yerde sanat da var. İnsan biraz da sanat ile var olmuştur...
Geçmiş dönemler incelendiğinde insanoğlunun ortaya çıkışı ile birlikte sanat eserleri de varlığını göstermeye başladığı tespit edilmiştir. Bu durum insanın kendini herhangi bir araç kendini ortaya koymak istemesinden ortaya çıkmakta... Geriye bir imza bırakmak aslında tüm mesele...
Sanat, insanın duygu ve düşüncelerini herhangi bir araç yoluyla başka bir insana ulaştırmayı sağlar... Tolstoy: “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket ses çizgi renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı” diyor. Biz ifade etmek zorundayız benliğimizi. Biz insan türü, anlaşılmayı istemişiz çağlar boyu, sanatı da bu ihtiyaçlar sonrasında ortaya çıkarmışızdır...

Sanat anlayışı ve eserleri toplumdan topluma ve kişiden kişiye farklılık gösterir çünkü sanat özünde öznel bir kavramdır.Toplumların ve bireylerin bakış açıları değiştikçe, içinde yaşadıkları ortam ve hissettikleri farklı olunca ortaya koydukları sanat eserleri de farklılık göstermekte...

Genellikle, Sanat denince akla güzellik gelir. Çünkü sanat güzel olanı güzel bir şekilde ortaya koymak ister. Güzel sanatların varlığı da buradan ortya çıkmıştır.Bir açıdan bakıldığında sanat, doğada var olan güzelliği ortaya koymaktır. Ancak Hegel, sanattaki güzelliğin doğadaki güzellikten farklı olduğunu söyler. Bu da sanatın, sanatçıdan ruhu almasından yani sanatın öznelliğinden kaynaklanır.

Sanat sadece bireysel olarak değil, toplumsal olarak da bir kendini ifade etme aracıdır. Sanattan uzak olan bir toplum kendini geliştiremez...
Mustafa Kemal  Atatürk de bu durumu şu sözleri ile ifade etmektedir:“Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”

Sosyal medya hesaplarımda gezinirken çok güzel ve ilginç bir başlıkla bu hikayeyi gördüm: Kurabiye Hırsızı. Bende sevdiğim bu güzel hikayeyi siz okurlarımla paylaşmak istedim, iyi okumalar dilerim.

Bir gece, kadının biri havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturacak bir yer buldu. Kendisini kitabına kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde ararlarında duran paketten birer kurabiye aldığını fark etti; ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabını okuyup kurabiyesini yerken, bir taraftan da gözü saatteydi. Kurabiye hırsızı kurabiyeleri yavaş tüketirken, kadının kulağı da saat tiktaklarındaydı; ama tiktaklar sinirlenmesini yine de engellemiyordu. Kendi kendine düşünüyordu; Kibar bir insan olmasaydım, şu adamın gözünü morartırdım! Her kurabiyeye uzandığında, adam da elini uzatıyordu. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, Bakalım şimdi ne yapacak? dedi kendi kendine.

Adam yüzünden asabi bir gülümsemeyle son kurabiyeye uzandı ve kurabiyeyi ikiye böldü. Kadın kurabiyeyi adamın elinden kapar gibi aldı ve Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba adam; üstelik bir teşekkür bile etmiyor! diye düşündü. Hayatında bu kadar sinirlendiğini anımsamıyordu. Uçağın kalkacağı anons edilince, derin bir nefes aldı ve rahatladı. Eşyalarını topladı ve çıkış kapısına yürüdü. Kurabiye hırsızına dönüp bakmadı bile. Uçağa bindi ve rahat koltuğuna oturdu. Daha sonra kitabını almak üzere çantasına uzandı.

Birden gözleri şaşkınlıkla açıldı. Gözlerinin önünde bir paket kurabiye duruyordu! Çaresizlik içinde inledi; Bunlar benim kurabiyelimse eğer; ötekiler de onundu ve benimle her bir kurabiyesini paylaştı! Üzüntüyle, özür dilemek için çok geç kaldığını anladı. Kaba ve cüretkar olan kurabiye hırsızı kendisiydi.

Son dönemlerde hayatımızda sıkça duymaya başladığımız, gün geçtikçe popülaritesini artıran depresyon; insanın kendine güvenini yitirerek, umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmasını ifade eden ruhsal bozukluk (çöküntü) olarak karşımıza çıkmakta.

İlksen Başarır’ın bu üçüncü filminde bir kadınla, bağlanma problemi yaşayan bir adamın hikâyesi anlatılıyor. Tıpkı Issız Adam’da olduğu gibi. Bir Varmış Bir Yokmuş’u üzerinde durulmaya değer ortak yönleriyle Issız Adam’la mukayese etmek başlı başına bir yazı konusu olabilir.

Geçtiğimiz günlerde by lock iddiaları ile ilgili sosyal medyada bir hikaye dolaşıyor. İnsanların bir yanlışa düşmemesi için bana da gelen ve davalara da konu olan bir mesajı sizlerle paylaşmıştım.

Yazımda ‘Bir şirketin çıkardığı bazı uygulamaların içinde yer alan küçük reklam dosyaları, By Lock İP'lerini kullanıyormuş. By Lock programını indirmemiş kişiler, o şirketin uygulamalarını kullandığında, direkt By Lock serverlerina bağlanmış gibi görünmüşler’ demiştim.

Bugün Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan bir avukat ile PVC ustası iki sanık bu yukarıdaki konu ile ilgili savunma yaptılar.

Avukat, “O dönemde ben Google adlı siteden Namaz Saatleri TR adlı programı indirdim, onun da by lock sunucusuna bağlandığını öğrendim. Bu durumdan en az 10 bin mağdur kişiden bahsediliyor. Siyasetten hiçbir beklentim yok, ben avukatım ve yargının artık el atması lazım. BTK’dan internet trafiğinin tümünü istersek, o dönemde 38 günlük zaman diliminde benim hangi programı kullandığım ve telefonumu by lock programına yönlendiren program ortaya çıkacaktır. Telefonum temiz ama by lock iddiası var, burada bir kumpas vardır. Beraatımı istiyorum” dedi.

PVC ustası ise savunmasında Freezy adlı müzik programını kullandığını söyleyince kuşkum daha da arttı.

15 Temmuz’dan sonra hiçbir FETÖ davasını kaçırmadım, hepsini tek tek takip ettim, hiçbirine küçücük bir acımam söz konusu olmadı.

Ama bu FETÖ’cülerden her şeyi beklerim. Gerçekten masum insanları hedef alıp, böyle saçma sapan programları indirip yükleyince by lock sunucusuna bağlanıyorsa bir kez daha söylüyorum bu konuya ivedi olarak eğinilmelidir.

Kayserili bazı uyanık esnaflar işin kolayını bulmuş, Türk işçilerimizi işleri ve paraları ile tehdit eder hale gelmişler. Ağaç işleri ve Anbar mevkiinde bazı işletmeler, Suriyeli çalıştırmayı kendilerine görev edinmiş, evine ekmek parası götürmeye çalışan Türk işçilerimizin haklarını gasp etme niyetinde hareket etmekte. Asgari ücret verdiği Türk çalışana, ‘Bu ay durumumuz kötü, maaşlarda indirim yapılacak ve sigorta yapmayacağım’ demekte ‘Bu şekilde çalışırsanız çalışın, çalışmazsanız Suriyeli ucuza çalışacak çok insan var’ demekte.

Bu kendi menfaatini her şeyin önünde tutan patron tayfası, çalışan Türk işçilerin zar zor o maaşlarla ailelerine baktıklarını umursamamaktalar. Burada etnik kökene dayalı ayrımcılığa değinmekten ziyade, bu insanların emek hırsızlıkları yapmaları toplumun kanayan yaralarından biri haline gelmektedir. Ne Suriyeliler sigortasız ve ucuz maaşla çalıştırılmalı, ne de benim Türk kardeşim bu insanlar ile tehdit edilir hale gelmelidir. Sadece patron kanadının düşündüğü şey, sigortasız işçi çalıştırılması konusunda her hangi bir yasal kanunun olmaması ve bunu da kendilerinin çıkarına göre sağlamalarıdır. 

Hak çalışana eşit bir şekilde iade edilmeli. Bu durumu kendileri açısından ranta çevirmeye çalışan uyanık patronların işletmelerini, gerekli kamu birimleri incelemeli ve yasal işlem başlatmalıdır. Çünkü sigortasız çalıştırılan bir yerde, yaşanacak bir kaza Türk’e ya da Suriyeliye geliyorum demez. Kaza gelir ve geçer. Geçmeyen tek acı alınmayan önlemler ve yapılan usulsüzlükler olur.

Suriyeli ve Türk insanlarımız kendilerini böyle insanlara teslim etmeden, gerekli şikayetleri gerekli mercilere etmelidir. Bizler hak yiyen insanlara geçit verdikçe, onlar daha fazla insanın hakkına girmeye devam edecektir.

Yazıma Yusuf Has Hacip’in şu sözü ile son veriyorum: “Hangi işe girersen gir önce sonunu düşün, sonu düşünülmeyen işler insana zarar getirir.”

Haberden uzak kalmamak için e-posta grubumuza üye olabilirsiniz.
reklam