970x250

SeydaKocaman bir yılı daha geri de bıraktık... Ömrümüzden bir yıl daha gitti. Üzüntüler, sevinçler, mutluluklar, hüzünler, bir sürü şey yaşandı. Yeni insanlar tanıdık, yeni bir şeyler daha öğrendik, yaşadık yaşadıkça büyüdük, yeni tecrübeler edindik. 

SerefBu yıl hop oturup hop kalktığımız bir yıl oldu. Birçok kişi birbirinin eksikliklerini bulmak için durmadan, bıkmadan etrafındakilerin yaşamlarıyla uğraştı. Birilerini nasıl aşağı çekerim diye... 

SumeyyeKadına yönelik şiddet günümüzün en önemli sorunları arasında yer almakta. Kadınlar için kurulmuş dernek ve vakıflar, sivil toplum örgütleri 1960'lı yıllardan bu yana bu konu ile mücadele etmeye devam ediyor. Şiddetin çoğu ölümlerle sonuçlanmakta ya da ağır darbeler uygulandığı için kalıcı hasarlar ile devam etmekte. Kadınlar neden şiddet görür? Erkekler neden şiddet uygular? Bir peygamberi dünyaya getiren kadın nasıl olurda günümüzde en aciz bir varlık olarak görülür? Kadın ve erkek eşit ise neden erkek şiddet uygularken kadın sesini bile çıkaramaz? Aile içi şiddette çocuklar nasıl bir psikolojiye bürünür?

MehmettorunBir yıl bitiyor… Bu yıl neler oldu kısaca hatırlatayım ve olaylara “zaytung”un yorumları ile bakalım… Gülmesek de tebessüm edelim ağlanacak halimize… haber mi şaka, yorum mu? Karışıyor çoğu zaman… Nice yıllar dilerim

YusufkartalKale içi şehrin menşur olmuş satıcılarının da durak yeriydi. Bunlardan biride Mehmet emmiydi simit atardı.Satarken ''simidim tazeee almayan kepazeee '' diye bağırırdı.Kalenin açık gözleri sırayla gelir parasını vermeden bir tane simit alır, simitten ısırır yer, bu taze değilmiş der simidi verir giderdi. İşte o zaman zıvanadan çıkan Mehmet emmi başlardı ''simidim tazeeee almayan kepazeee'' diye.Yine Mehmet emmi ''simidim tuzluuuu, almayaaaan buynuzluuuu'' diye bağırarak tek tekerlekli cam kabinli simit arabasını sürerek gelir, kalenin meydanında dururdu.Onu görenler kızdırmak için hemen parasını vermeden simit alır, ısırır tuzlu değilmiş diye verir giderdi.O giderken Mehmet emmi arkasından bağırır''simidimm tuzluuu, almayan buynuzluuu''.Her kalenin içine girdiğinde bu mizansen tekrar edilir çıkarken, tabiki tüm simitleri satılmış olarak çıkardı.


 

Boyacı Abdullah abi herkes ona kısaca Apo derdi.Özürlüydü yürürken titreyerek ve aksayarak yürürdü.Zayıf, narin vücutlu ayakta fazla duramayan biriydi.Ayakkabı boyacısıydı.Boya sandığını ve oturağını zor taşırdı.Yinede hiç yılmadan sürekli kalenin içine gelir esnafın ayakkabılarını boyardı.İşini hiç aksatmazdı.Ayna gibi yapardı boyadığı ayakkabıyı.Ona ayakkabı boyatmak bizim çocukluğumuzda büyük bit işdi.Kalenin içinde bizi adam yerine koyan ender insanlardandı.Okulumuzu ve derslerimizi sorar aman okuyun diye tembih ederdi.Tabiki onunda en can alıcı noktalarını bulan kalenin cingözleri onada takılmadan edemezlerdi.Abdullah abi boya sandığının başında uyuya kaldığında buzlu suları boynından şaağı döküp kaçarlardı.Garibim koşamadığı için arkalarından zor anlaşılır küfürler ederdi.Sonra gelip ona çay söyleyip gönlünü alırlardı.oda Hiç birşey olmamış gibi onlarla koyu sohbete başlardı.En büyük özelliklerinden biride boya fırçasını, boya sandığının üzerine vurarak çıkardığı ritmleri herkes bayılarak dinlerdi.her zaman çalmazdı .Keyfi yerinde olursa birde sigara tüttürürse, arkasındanda çay ve başlardı rimtimler.O vurdukça keyiflenir, dinleyenlerde nasılda çalıyor şu haliyle diye hayret ederlerdi. Sandığı pırıl, pırıl ışıldardı.

Kalenin içi kadar, dış duvarlarının etrafında da küçük külübeler şeklinde esnaflar verdi.Bunların en ünlüleri iki Osman amcalar vardı.Birinci Osman gözlükçüydü.Şişmandan göbekli, bıyıklı, yüzü güleç sevimli bir adamdı.Eski Türk filmlerindeki oyunculardan Hüseyin Baradan çok benzerdi.O zamanlar gözlük camlarını değiştirir, kırılan , bükülen gözlükleri tamir ederlerdi.Zaman, zaman dedemin gözlüğünü yaptırmak için gittiğimde onu seyretmek çok hoşuma giderdi.işini öyle düzenli ve itinayla yaparlardı ki, tamire verdiğin gözlük çerçevesini eskisinden daha güzel olmuş şekliyle gözüne takar kullanırdın.

Diğer Osman amca benim gerçek amcamdı.Zayıftan kuru bir görüntüsüyle kovboy filmlerinin ünlü artisi Le Van Cleef benzerdi.

Kayserinin en iyi çakmak ustasıydı.Aynı zamanda da yumruklarını konuşturduğunda otuziki dişi bir yumrukta döken bir adamdı.Bazıları Yılmaz Köksal'a da benzetirdi.O dönemlerde altın diş pek modaydı.Amcamla kavga edenlerin altın dişi varsa amcam onu mutlaka düşürürdü. Adam yediği yumruğun etkisiyle dişini de düşürür, korkudan alamayıp gittiğinde, dişleri toplarlar kuyumcuya satarlardı.O zamanlar Muhtar çakmağı en çok kullanılan çakmaklardı.Bozulan Zipron çakmakları ondan daha güzel tamir eden kimse yoktu.Son dönemlerde Almanya'dan da iyi çakmak getiren Almancıların bozulan çakmaklarını da o tamir ederdi.Küçük kulübesinde dışarıya acılan camlı penceresinden müşteriye hizmet verirdi.

Kalenin aslanlı kapısından çıkınca sağ tarafta Ulubaş düdüklü tencerelerinin merkez dükkanları vardı.Düdüklü tencereler o dönemde yurt dışından gelirdi.Bazıları kaçak , bazıları da Almanya'ya ilk gidenlerin getirdiği düdüklü tencerelerdi.Her kadın kullanmasını bilemezdi.Özellikle et, tavuk, haşlamada pek baharetliydi bu tencereler.Kayseri'de ve Türkiye'de ilk üretenlerden biriydi Ulubaş düdüklü tencereleri.Bizim çocukluğumuzda meydanda, şimdiki Almer marketin olduğu yerde Durak 71 çaybahçesinin ön kısmında Roma dondurmacısı vardı.Kayserinin kaymaktan sonra ilk Roma dondurmacısıydı farklı bir dondurmaydı çok sevilir ve yenirdi.Bulgaristan göçmeni bir adam getirmişti Kayseri'ye. Sade dondurmanın haricinde, çikolatalı, limonlu dondurmaları ilk defa Roma dondurmasında tatdık. Tam Roma dondurmacısının üzerinde yıllar geçmesine rağmen unutamadığımız bir reklam vardı.Türkiye ve avrupa haritasının üzerinde sınırdan şişko papyon kravatlı frank giyinmiş kafası kel bir batılı işadamına, atletli, kaytan bıyıklı, yakışıklı bir Türk genç işadamı sağ eliyle Avrupalı şişko kel işadamının anlına alnına koymuş, sol elinde Ulubaş düdüklü tenceresi diyorki adama ''DUR TÜRKİYEDE ULUBAŞ VAR'' diyor.Bu reklam çocukluğumuzdan beri bizi hala etkiler, yıllar geçmesine rağmen üreten bir sanayi dendiğinde hep bu reklam gelirdi aklımıza.çocukluğumuzda dondurma alırken o reklama hayran, hayran bakar bizde büyüğünce böyle olacağımız hayallerini kurardık.

Ulubaşların hemen yanında Yemen kurukahvecisi vardı.Kahvenin mis gibi kokusunu oradan geçerken içimizi çekmek çok hoşumuza giderdi.o zamanlar çocuklar kahve içilmez derlerdi.Biz içemesek de, annemin mutfağa koyduğu misafir kahve fincanlarının içindeki telveyi parmaklarımızla yediğimizi hiç unutamayız.Yemen Kahvecisinin tabelesında bir çöl ve yürüyen develer vardı.O tabela bile bizi binbir gece masallarına götürmeye yeterdi.Kendimizi Yemenden kahve getiren deve kervanlarında bulurduk.Ali baba kırk haramiler masalındaki gibi haremilere karşı kılıç ve yay oklarımızla hazırlıklı olurduk.çöl kartalı sanırdık kendimizi.

Bizler öyle büyüdük, büyüğünce her türlü haksızlıklara, hırsızlıklara karşı gelecek ve izin vermeyecek, kul hakkına riayet edecek gençler olarak Türkiye sevdasıyla büyüdük.

 

SeydaTamam, kabul 1 Kasım'da çok adil bir seçim olmadı. Ama çok değil, 7 Haziran tarihine gidelim muhalefet partilerinin durumunun ne kadar içler acısı olduğunu göreceksiniz. Biri “ana muhalefet oluruz” dedi ödül sayar gibi, diğeri sevinçten havalara uçuyordu iktidar olmuş gibi.

MehmettorunOportünizmi fırsatçılık olarak kısaca tanımladığımızda önemli bir şeyler eksik kalıyor. Örneğin dış politika alanında oportünist davranışlara, gücünüz şayet mahdutsa sıcak bakabilir, hatta giderek cevaz da verebilirsiniz. Nihayet bir idarenin görevi kısa, orta ve uzun vadeleri de gözeterek ulusal çıkarları koruması, mevcut gelişmelerden en kazançlı, şayet mümkün değilse, en az zararla çıkılmasını sağlamasıdır. Bu “realpolitik”in icabıdır denilerek tevil de edilebilir. Türkiye – İsrail anlaşmasına bu gözle bakabilmek mümkün.

Azimdeniz2010 yılında yapılan Kayseri Şeker'deki operasyonun perde arkası tek, tek bugünlerde ortaya çıkıyor. Kayseri Şeker Fabrikası'nı ele geçirmek isteyen paralel  yapı, çok detaylı planlar hazırlamış, sahte deliller üretmiş, Emniyet'e çöreklenmiş polisleri kullanarak, Adliye'nin paralel yapılanmasındaki savcı ve hakimler sayesinde  tere yağdan kıl çeker gibi  operasyon yapılıp Vedat Ali Özışık ve ekibi tutuklanmıştı.

SeydaRENKLİ KALEM.. *Bu bir 'Hoşgeldim' yazısıdır. İş hayatıma bir virgül koymuştum ve bugünden itibaren Deniz Postası Gazetesi’nde devam edeceğim.

Serefİlimizde yaklaşık 16 yerel gazete var. Birbirinden değerli, kıymetli, emekçi ağabeylerim, kardeşlerim var. Emek kokan, güzel işler çıkaran, sansasyonel haberler ile gündem yaratan, yaptıkları haberler ile sadece Kayseri'de değil, yerel gazetelerin nabzını tutan ulusal TV'lerin de dikkatini çeken gazetelerimiz var. Bu değerlerin yanında kıskançlıktan ne yapacağını şaşıran, işine dört elle sarılan bizlere çamur atacak kadar seviyesini düşüren şahsiyetler de var.

Web stemizde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Anladım

Resmi İlanlar