970x250

M Yalcin Ramazan Bayramijpg

Tolga Yılmaz

tolgayBu başlık en çok siyasetçiler ve gazetecilik mesleğine sahipler için kullanılır. Zira iç savaş sonrası kendi anavatanlarını terk etmek zorunda kalan fillerin savaşı mağduru masum insanlara dönük tutum içinde olanlara karşı kullanılması da hasıl oldu. Karşılığı oportünizm olan çıkarcılığın ana tanımı “Güç durumlar karşısında, davranışlarını ahlak ilkelerine ya da düzenli bir düşünceye göre değil, kişisel çıkarlarına en uygun düşecek biçimde ayarlayan tutum.” Olarak yorumlanır.

 

“Biz onların kadınlarını, yaşlılarını, çocuklarını ve engellilerini ülkemizde misafir edelim ama ‘Kafa keseceğim’ diyen gençlerini asla kabul etmememiz gerekir!”

Savaşları Kapitalistler planlar, silah tüccarları organize eder, aptallar başlatır ve Masumlar ölür. Savaşın otoriterler tarafından başlatıldığını anlatan bu ana temel üzerine hala savaşın mağduru olanlara lanet okumak insanlık tarihi boyunca silahlı savaştan kaçanların, savaştan çıkmış ortamlardaki halklarla buluşmalarında kültürel savaşla sürer gider. Yani silahlı savaştan kaçmış olmak aslında sizi ölümden daha kötü bir dünyaya sürükler!

Otoriteye bağlı toplumların savaş çığırtkanlığı yaptığı bir dünyada siz hiç egemen bir ülkede savaş çıkartabilecek zeminler dahi hazırlayabildiklerine tanık olmamışsınızdır. Çünkü olması mümkün değildir. Zira bağımsızlığınızı teslim ettiğiniz sizin ağabeyiniz(!) konumundaki otoriter kan emici vampirler zayıf halka gördükleri ülkelerde önce başlattıkları toplumsal isyanlardan yararlanıp ürettikleri silahları kendi gücündeki ülkelere gövde gösterisine dönüştürmek için sözde sivil insan kıyımını bahane ederek büyük savaşı yine kendine bağlı olarak doğurduğu paramiliter yapılar, milis güçler, isyan gruplarıyla başlatır.

Otoritenin toplumsal zeminden beslendiği tek odak oportünizme teslim olmuş siyasiler ve gazetecilerdir. Oportünist siyasiler sürekli otoriteye şirin görünmek adına kendi çıkarlarını da başta gören söylemler geliştirerek halkları yanına çekmeyi, oportünist gazeteciler ise siyasilerin söylemlerini bir tık yukarıya taşıyan manşetlerle halkı kandırmaktan utanç duymaz, vicdanları sızlamadan güç olarak gördükleri havuza kendilerini atarlar.

Fillerin savaşında ezilen hep çimlerdir. Zira çimleri büyütüp fillere ezdirmemesi gerekenler ise oportünizme bulaşmamış siyasiler ve gazeteciler olmalıdır. Suriye’de 2011 yılında başlayan savaş hala sıcaklığını korurken, otoritenin Suriye’de yanan ateşinin kıvılcımını en yakın ülkelere sıçratma politikası kandan elde ettikleri paralarla besledikleri siyasiler ve gazetecilerle devam etmektedir. Bu politikanın iç yüzünü gören Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye’ye mültecilere kendi ülkesinde tutması ve Avrupa ülkelerine göndermeme şartını sunmuş ve milyarlarca Euro karşılığında kabul ettirmiştir.

Türkiye’de kalan ve sınırları aşmalarına izin verilmeyen Suriyeli savaş mağduru mülteciler ölümden daha kötü bir hayat sürmektedirler. Dışlanmış ve horlanmış bir hayatı yaşamak zorunda kalan mültecilerin eğitimsiz ve cahil yapıları ise otoritenin beklediği ayaklanma sürecini hızlandırmaktadır!

Sığındıkları ülkede misafir olduğunu unutan mülteci toplumu kendi anavatanlarını neden terk etmek zorunda kaldıklarını hatırlamadan nargile sefası sürüyor olmaları ev sahibini hayli kızdırmaktadır. Evde misafir olmanın adabı, usulü olduğundan habersiz bir topluma adap ve usul anlatma gayretine girişmek kızgınlığı daha da körüklemektedir.

İnsani pencereden hayata bakışa sahip ol(a)mayan toplumların, misafir adabı ve usulünden uzak yaşayanlarla çatışmasına ramak kaldığını görmek için kahin olmaya gerek yok. Zira önlem alınması için oportünizme bulaşmamış siyasetçiler ve gazetecilerle bangır bangır bağıra bağıra anlatılmaktadır. Bugün önlem alınmazsa yarın çok geç olacağı apaçık belli olan sürece devlet yetkililerince önlem alınmaması kafalardaki soru işaretlerini artırmaktadır.

Kayseri’nin Sarımsaklı Barajına serinlemek için giren Suriyeli 14 yaşındaki gencin ölüm haberinin sosyal medyada paylaşılması sonrası yapılan yorumlar bana bir kez daha insanlığımızı sorgulattı. Ateşin kıvılcım saçmaya devam ettiği bu günlere Çirkin Kralın ‘Mutlu Olma Şansı’ ile veda etmek yeterlidir.

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü. 
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. 
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... 
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... 
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. 
Yaşamak ne güzeldir be sevgili... 
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... 
Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın...

 

M Uzunoglu Ramazan

Web stemizde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Anladım

Resmi İlanlar