-reklam-

Bilirsiniz, sosyal mecralarda çeşitli butikler, firmalar aldı başını gitti. Özellikle kendilerini daha çok kişiye ulaştırabilmek için sosyal mecraların sunduğu her türlü imkanı kullanıyor ve en farklı yöntemlerle akılda kalıcılık sağlamaya çalışıyorlar. Bu yöntemlerden biri de hiç şüphesiz ünlü simaları markalarının yüzü yapmak.

Haftaya güzel bir film sığdırmak isteyenler için, izleyenleri tarafından çokça beğenilen ve vizyona girdiği dönemde internete adeta “başkaldırı niteliği” taşıyan güzel bir film önerimiz var.

Filmimiz 2012 Amerikan yapımı olan ve yönetmenliğini Henry Alex Rubin’in yaptığı ilk dram filmi olan ” Sanal Hayatlar (Disconnect)”.

Disconnect ile ilgili görsel sonucu

Başrollerinde Jason Bateman, Hope Davis, Frank Grillo, Andrea Riseborough, Paula Patton, Michael Nyqvist, Alexander Skarsgård ve Max Thieriot’un yer aldığı filminkonusu ise şöyle:

Tüm sırları internet ortamına yayılan bir çift, ailesini aramaya dahi vakit yaratmakta zorlanan işkolik bir avukat, bir sınıf arkadaşına internet üzerinden kabadayılık taslayan çocuğunu yola getirmeye çalışan siber zorba da diyebileceğimiz emekli bir polis memuru ve kariyer peşinde koşan bir gazetecinin yetişkin sitelerindeki mücadelesi…

Tüm bu birbirinden farklı hayatları aynı noktada buluşturan tek şey ise çağımızın buluşu internet!

Malumunuz toplumlar, içinde bulundukları çağın getirisine göre şekil alıyor. Çağın getirilerini almak istemeyip hatta bunu kültür edinenler ise çağın oluşturduğu gerçeklerden kaçamamakta ve bir şekilde ayak uydurmak zorunda kalmaktadır. Sonuçta bu çağ, bilgi çağı olarak ta empoze edildiği için, insanlar bilginin de esiri konumundadır. Bilginin merkezi ve esas yığıldığı nokta ise internettir. Modern iletişimin yeni adı olan internet tüm köşeli halleriyle masaya yatırılırken birbirinden farklı bir grup insanın hayatı üzerinde yaptığı benzer etki vurgulanıyor.

Bizce hafta sonu için, özellikle sosyal ağlara ve dijital medyaya ilgi duyanların izleyebileceği bir film. Umarım beğenirsiniz.

Şimdiden keyifli seyirler… 

Merhaba!

Bu yazı aslında birkaç yaz öncesinden kalma. Ama ihtiyaç anında tekrar hatırlatmakta fayda var diye düşündüm.

Aslında dikkate alınıp hakkında cümle kurmaya bile değmeyecek biri için şunları yazmak çok saçma. Ama kadınların ve çocukların cehennemine dönen şu dünyada, milyonlarca insanın hayatı kararmış hayalleri elinden alınmış ve bir yerlerde alınmaya devam ediyorken, böyle aşağılık cümlelere rastlamayıp susmak mümkün değil.

Sade’lik güzel şey...  Evde, işte, okulda, eşyalarda, ihtiyaçlarda ve ruhta... En çok ta ruhta... Gösterişsiz, sakin, duru, ölçülü ve kendine yetiyorken her şey, diğerlerinden çok daha büyülü bir hâl

lıyor. Önce ruhu doymalı insanın.

Çok güzel hayallerim var. Şu gökyüzü kadar. Hatta en az İstanbul kadar. Öyle ki Karaköy’ ün dar sokaklarından denize çıkmak kadar...

Biliyorum, yeni senenin 3. ayını daha yeni devirdik ve onun hakkında konuşup genel bir yargıda bulunmak için çok erken. Ama en azından şunu söyleyebilirim ki, bu yıl güzel başladı. (Elbette birkaç pürüzün dışında.)

Hayatım boyunca, insanların çok önemsemediği, hayatının merkezine koymadığı, şöyle bir görüp gülümsediği sonrasında ise hiç hatırlamadığı şeyler beni hep en çok mutlu eden şeyler oldu.

Mesela nasıl anlatsam…

Bir kitabı, rafların arasında uzun uzun gezinip, iyice karar verdikten sonra alıp okumak, bitirdikten sonra hemen bir kenara koymak yerine onun hakkında düşünmek…

Çiçeklerimi sulamak, onlarla konuşmak ve onları güneşe koymak,

Soğuk havalarda tiyatroya veya sinemaya gitmek,

Çantamda bazen kedi veya köpekler için mama taşımak,

Uzun uzun yürümek…

Gün içerisinde annemle konuşmak ve onun gündelik işlerini dinlemek. Mutfakta yapacağı yemekten tutun da balkonda şişelere dolduracağı turşuya ya da ne bileyim bahçede asmadan toplayacağı yapraklara kadar… Tüm bunları dinlemek o kadar hoşuma gidiyor ki…

Sevdiğim insanlara onları mutlu edeceğine inandığım ufak notlar yazmak veya ufak ta olsa bir hediye almak…

Sevginin sürekli beslenmesi gereken bir şey olduğuna inananlardanım çünkü.

Ve elbette hep öğrenmek…

Sadece kitaplardan değil, en içinden çıkılmaz sandığım, mutsuz hissettiğim anlardan, yanında huzursuz olduğum insanlardan, mekanlardan, hayatımı, huzurumu sabote eden her şeyden mutlaka ama mutlaka bir şey öğreneceğime inandım. Çoğunlukla böyle atlattım o anları, zaman, mekan ve kişileri… Ben kendi kulvarında takılan ve uğraştığı şeylerle mutlu olan biri oldum hep. Neyi sevdiğimi, neyin beni mutlu ettiğini biliyorum. Hatta şöyle söyleyeyim. Hayatı sevecek bir şey hep ama hep aradım ve buldum.

İşte bu noktada kendini tanımak gerçekten çok önemli. Çünkü insanın, hem içindeki hem dışındaki dünya buna göre şekilleniyor. Aksi halde, başkasının hayatını yaşıyoruz. Hatta yaşamak değil, bence savruluyoruz. Bu da benim en çok korktuğum şeylerden biri.

O yüzden akıntıya kapılmadan ama çok fazla da kafa tutmadan bırakıyorum kendimi. Ruhuma uygun o kıyıyı ufukta gördüğüm anda kulaç atmaya başlıyorum. Hepsi bu. Hepsi bu 

Biliyorum, yeni senenin 3. ayını daha yeni devirdik ve onun hakkında konuşup genel bir yargıda bulunmak için çok erken. Ama en azından şunu söyleyebilirim ki, bu yıl güzel başladı. (Elbette birkaç pürüzün dışında.)

Reklam

Web stemizde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Anladım

Resmi İlanlar