Kayseri’nin Tomarza ilçesi, 110 yıl aradan sonra duygusal bir ziyarete tanıklık etti. İstanbul’da yaşayan Ermeni asıllı yerel sanatçı Ari Barutoğlu, dedesi Nigoğos’un doğup büyüdüğü Tomarza’yı ziyaret etti.
Dedesi Nigoğos’un izinde Tomarza’ya yolculuk
Ari Barutoğlu, yaptığı açıklamada dedesi Nigoğos’un 1905 yılında Tomarza’da doğduğunu ve 10 yaşına kadar ilçede yaşadığını belirtti. Bu nedenle, yıllar sonra dedesinin anılarını taşıyan toprakları görmek için Tomarza’ya geldiğini söyledi.
“Hoşgörüyü Tomarza’da bir kez daha gördüm”
İlçede karşılaştığı sıcak tavırların kendisini etkilediğini dile getiren Barutoğlu, “İslamiyet’in hoşgörü dini olduğunu Tomarza’da bir kez daha gördüm. Ermeni uyruklu olmama rağmen halk beni ötekileştirmedi. Esnaf ve vatandaşlar benimle hoş sohbet etti, ikramlarda bulundu. Misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum” dedi.
Tarihi eserleri gezdi
Tomarza’da geçirdiği süre boyunca tarihi yerleri de gezen Barutoğlu, ilçe halkının rehberliğiyle Tomarza Kilisesi ve Merkez Camiini ziyaret etti. Barutoğlu, farklı inançların yan yana var olabildiği bu toprakların değerine vurgu yaptı.
“Tomarzalılar misafirperver insanlar”
Tomarza’dan ayrılmadan önce duygularını dile getiren Ari Barutoğlu, “Tomarzalılar çok iyi ve samimi insanlar. Burada gördüğüm misafirperverliği ömrüm boyunca unutmayacağım” diyerek ziyaretini sonlandırdı. Yüzyıllardır Anadolu’nun farklı inançlara ve kültürlere ev sahipliği yapmasının en önemli yansıması, halkın gösterdiği samimiyet ve hoşgörüde gizli.
Tomarza esnafı ve sakinleri, kendilerini ziyarete gelen Barutoğlu’nu sadece bir misafir olarak değil, “dedesinin emaneti” olarak gördü. İkramlarıyla, rehberlikleriyle ve gönülden sohbetleriyle bu topraklarda farklılıkların bir zenginlik olduğunu hissettirdiler.
İslamiyet’in hoşgörü anlayışını hatırlatan bu karşılamada, Ari Barutoğlu’nun Ermeni kimliği bir ayrışma değil, dostane bir buluşma vesilesi oldu. Onun da ifade ettiği gibi, “Tomarzalılar çok iyi misafirperver insanlar.”
Bu misafirperverlik, yalnızca bir geleneğin sürdürülmesi değil; aynı zamanda kültürel bir mirasın ve birlikte yaşama bilincinin canlı tutulmasıdır.