Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarda 1509 İstanbul Depremi’nin günümüzde sıkça dile getirilen “Büyük Marmara Depremi” senaryolarıyla birebir karşılaştırılmasının bilimsel olarak doğru olmadığını vurguladı. Bektaş’ın paylaşımları, deprem büyüklüğü, hissedilen şiddet ve yıkıcılık kavramları arasındaki farkları yeniden gündeme taşıdı.

Prof. Dr. Bektaş, İstanbul ve çevresinde olası bir depremin büyüklüğünden çok, zemin koşullarının belirleyici olacağına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Deprem tehlikesi aynı kalsa da risk, yapı kalitesiyle değişir. Ana Marmara Fayı’ndan kaynaklanabilecek M6,5 bir deprem, Silivri–İstanbul Havzası’nda zemin büyütmesiyle M7+ gibi hissedilebilir; ancak bu durum 1509’daki gibi yıkım anlamına gelmez.”

“Hissedilen Şiddet, Depremin Büyüklüğüyle Karıştırılmamalı”

Bektaş, kamuoyunda sıkça yapılan bir yanlışa da dikkat çekerek, hissedilen şiddetin depremin gerçek büyüklüğüyle karıştırılmaması gerektiğini belirtti. Özellikle Marmara Bölgesi’nde zemin yapısının, depremin etkisini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu ifade eden Bektaş, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Günümüzdeki yıkım belirleyicisi, depremin büyüklüğünden çok zemin koşulları ve yapı dayanımıdır.”

Bu açıklamalar, deprem riskinin sadece fayın üreteceği maksimum büyüklük üzerinden değil, şehirleşme ve yapılaşma kalitesi üzerinden ele alınması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

1509 Depremi Neden Daha Yıkıcıydı?

Prof. Dr. Osman Bektaş, 1509 İstanbul Depremi’nin tarihsel bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. O dönemde yapı teknolojisinin son derece zayıf olduğuna işaret eden Bektaş, depremin büyüklüğünün sanıldığı kadar yüksek olmayabileceğini belirtti:

“1509 küçük magnitütte, IX şiddetinde, M7,2 tarihsel depremi Ana Marmara Fayı kaynak potansiyelinden çok yüksektir.”

Bektaş ayrıca, Ambrosey (2001) şiddet haritalarına atıfla 1509 depreminin M7,2 olarak değerlendirilmesinin, fayın gerçek potansiyelini tam olarak yansıtmadığını ifade etti. Bu değerlendirme, tarihsel depremlerin bugünün bilimsel ölçütleriyle yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Bilimsel Tartışmalar ve İtiraz Yazıları

Prof. Dr. Bektaş, yaptığı paylaşımlarda bilimsel tartışma kültürüne de özel bir vurgu yaptı. Uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan itiraz yazılarının önemine dikkat çeken Bektaş, bilimin eleştiriyle ilerlediğini belirtti:

15 tatil için geri sayım başladı! Karne günü belli oldu
15 tatil için geri sayım başladı! Karne günü belli oldu
İçeriği Görüntüle

“Science gibi uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan itiraz yazıları, editoryal süzgeçten geçen resmî bilimsel metinlerdir.”

Bu tür itirazların kişisel görüş değil, bilimsel argümanlara dayandığını vurgulayan Bektaş, mevcut verilerin yanlış, eksik ya da hatalı yorumlanmasına dikkat çekmenin bilimin temel dinamiği olduğunu ifade etti.

İstanbul Depremi Tartışmalarına Yeni Bir Perspektif

Prof. Dr. Osman Bektaş’ın açıklamaları, “1509 gibi bir yıkım yeniden olur mu?” sorusuna daha temkinli ve bilimsel bir perspektif sunuyor. Uzmanlara göre Bektaş’ın vurguladığı zemin koşulları, yapı kalitesi ve risk yönetimi unsurları, İstanbul’un deprem geleceği açısından en az fay hatları kadar kritik.

Deprem uzmanlarının ortak görüşü ise net: İstanbul için asıl tehlike, depremin kaç büyüklüğünde olacağı değil; bu depreme ne kadar hazırlıklı olunduğu. Bektaş’ın paylaşımları da, deprem tartışmalarında korku odaklı senaryolar yerine bilimsel veriye dayalı değerlendirmelerin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kaynak: Süleyman Savranlar