Bu nedenle “bozuk” denilerek çöpe atılan her cihaz, maddi kayıp anlamına geliyor. Özellikle eski nesil masaüstü bilgisayarlarda kullanılan anakartlar ve sunucu bileşenleri en zengin altın kaynakları arasında yer alıyor. Eski cep telefonlarındaki SIM yuvaları, şarj bağlantı yüzeyleri ve işlemci pinleri de bu değerli metalin saklandığı alanlardan bazıları.
Hangi cihazlarda altın daha yoğun?
En yüksek altın kaplaması eski bilgisayarların PCB (anakart) yüzeylerinde yer alıyor. Genişleme kartlarının bağlantı uçları ve RAM yuvaları bu alanların başında geliyor. CPU ve RAM pinlerinde kullanılan kaplamaların tamamı oksidasyonu engellemek amacıyla tasarlandığı için yüksek saflık taşıyor. Yeni akıllı telefonlarda da benzer yapı bulunuyor ancak parça boyutlarının küçülmesi nedeniyle miktar daha sınırlı. Bir ton cep telefonundan 300 gram altın çıkarılabildiği bilgisi, kişisel cihazların neden toplu olarak değerlendirildiğini açıklıyor.
E-atıkları hurdacıya vermek neden büyük hata?
Hurdacıların çoğu, altın ve paladyum gibi değerli metallerin bilimsel yollarla geri kazanımını sağlayacak ekipmana sahip değil. Kontrolsüz yakma işlemleri hem çevreye zarar veriyor hem de değerli metallerin kaybolmasına neden oluyor. Bu nedenle uzmanlar, e-atıkların lisanslı geri dönüşüm merkezlerine teslim edilmesini öneriyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş tesisler, metallerin tamamını ayrıştırarak çevre dostu yöntemlerle geri kazanıyor. TÜBİTAK’ın desteklediği projeler bu alanda sürekli yeni teknolojilerin gelişmesini sağlıyor.
Elektronik atıklar nasıl gelir kaynağına dönüşür?
Evlerde bulunan eski telefon, işlemci, RAM ve anakart gibi parçalar biriktirilerek lisanslı geri dönüşüm tesislerine satılabiliyor. Bu tesisler, hurdacıların aksine altın ve paladyum değerini de hesapladığı için getiri oldukça yüksek olabiliyor. Belediyelerin e-atık toplama merkezleri de vatandaşların cihazlarını güvenilir şekilde teslim edebileceği noktalar arasında yer alıyor. Uzmanlara göre her yıl artan elektronik atık miktarı, geri dönüşümün artık ekonomik olduğu kadar stratejik bir zorunluluk haline geldiğini gösteriyor.



