Herkesin bir derdi var ama kimse karşısındakinin yükünü taşımaya yanaşmıyor; bu yüzden kalabalıklar içinde bile yalnızız.

Hepimiz bir hayat yaşıyoruz.
Ve evet, hepimizin derdi var. Kiminin geçim sıkıntısı, kiminin aile derdi, kiminin içinden kimseye anlatamadığı yükleri… Buna kimse itiraz etmiyor. Hayat zaten kolay değil.

Ama dönüp etrafa baktığında fark ettiğin bir şey var:
Herkes “ben” diyor.
Hep ben yoruldum, hep benim canım sıkkın, hep benim işim var, hep benim derdim önemli.

Karşı taraf ne hissediyor, ne yaşıyor, ayakta mı durmaya çalışıyor…
Bunu düşünen neredeyse yok.

Bir şey yapılacaksa mutlaka sen söyleyeceksin.
Hatırlatacaksın.
Rica edeceksin.
Bazen defalarca…

Eskiden böyle miydi?

Eskiden insanlar birbirinin halini sormadan anlardı.
Destek olmak için çağrılmayı beklemezdi.
Biri ayağa kalkmaya çalışıyorsa, diğeri el uzatırdı.
“Bugün ben tutayım, yarın sen tutarsın” diye bir denge vardı.

İnsanlar böyle kalkınırdı.
Biri düştüğünde diğeri kaldırırdı.
Sonra roller değişirdi.

Şimdi ne oldu?

Herkes kendi kabuğunda.
Herkes kendi derdinin avukatı.
Kimse “Acaba onun yükü ağır mı?” diye sormuyor.
Çünkü herkes kendince çok yorgun.

Ama garip olan şu:
Bu kadar “ben” varken kimse mutlu değil.
Bu kadar bireysellik varken kimse güçlü değil.

Destek olmayınca insanlar daha da yoruluyor.
Yoruldukça içine kapanıyor.
İçine kapandıkça daha da yalnızlaşıyor.

Sonra da “Kimse yok” diyoruz.

Oysa belki de sorun şu:
Herkes destek bekliyor ama kimse destek olmaya yanaşmıyor.

Bir mesaj atmak, bir omuza dokunmak,
“Yanındayım” demek bu kadar mı zorlaştı?

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit:
Hepimizin problemi var ama hepimiz yalnız yürümek zorunda değiliz.

“Ben” demeyi biraz azaltıp
“Biz” demeyi hatırladığımız gün
Belki bu yük biraz hafifler.

Belki de herkesin en çok ihtiyacı olan şey
Birinin gerçekten düşünülmesi.