Kayseri’de pahalılıktan trafiğe, işsizlikten sessizliğe kadar birçok sorun artık kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü bu şehirde insanlar her şeye alışmaya başladı.

Kayseri’de geçen haftaya şöyle bir bakınca insanın aklına tek bir kelime geliyor: alışmak.
Fiyatlara alıştık.
Trafiğe alıştık.
Şikâyet etmeyip içimize atmaya da alıştık.

Pazara çıkan herkes aynı şeyi söylüyor.
“Bakıyoruz ama alamıyoruz.”
Bu cümle artık sürpriz değil. Domates pahalı, peynir pahalı, meyve pahalı… Kimse şaşırmıyor. Çünkü pahalı olmasına alıştık. Alışınca da ses çıkarmıyoruz.

Geçen hafta Kayseri trafiğinde yine aynı manzara vardı.
Kısa yol uzun sürdü.
Herkes aceleci, herkes gergin.
Ama kimse “Bu neden böyle?” diye sormuyor. Çünkü ona da alıştık.

Bir de gençler var.
Sessizler.
İş arıyorlar ama yüksek sesle konuşmuyorlar. Çünkü umut etmek yoruyor. Birçok genç artık “bir şey değişmez” deyip kabullenmiş durumda. En tehlikelisi de bu aslında.

Kayseri çalışkan bir şehir.
Üreten, kazanan, ayakta duran bir şehir.
Ama son zamanlarda en çok yaptığımız şey susmak.
Her şey pahalı ama “idare ederiz” diyoruz.
Her şey zor ama “geçer” diyoruz.

Alışmak bazen iyi bir şey gibi görünür.
Ama her şeye alışmak, bir süre sonra vazgeçmek demektir.

Kimse kavga etsin demiyorum.
Kimse bağırıp çağırsın da demiyorum.
Ama sormazsak, konuşmazsak, fark etmezsek…
Her şey daha da normalmiş gibi gelmeye başlıyor.

Belki de Kayseri’de asıl sorun fiyatlar değil, trafik değil.
Asıl sorun şu:
Biz her şeye çok çabuk alışıyoruz.

Ve alışmak, bazen çözüm değil, en büyük kayıp oluyor.