Bu yazıyı okuyanlar belki de bir elin parmağını geçmeyecek. Önemli mi? Elbette ki hayır.

Bu yazı tarihe bir kayıt olarak düşürülme gayesiyle yazılmış bir yazıdır. Okuyan da nasibini alacaktır okumayan da.. Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim.

Hocam okuyanı anladık da okumayan nasıl nasibini alacak? Mahrumiyet de bir nasip değil midir? Yaşadığınız bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini düşünmüyorsanız bu yazıyı okumadan çıkabilirsiniz. Sözümüz bu yazının gerçek muhataplarınadır.

Etrafınızda görünen ve görünmeyen değişimler devam. Görünenler tamam da(görünenleri görmeyenleri şimdilik bir tarafa bırakıyoruz)

Görünmeyenleri nasıl göreceğiz?

Görünmeyenleri görünenlerin ipuçlarıyla ve değişen zamanla birlikte neler değiştiğini irdeleyerek anlayacağız. Toplum değişiyor insanlar değişiyor bir belli alanlarda ileriye belli alanlarda geriye gidiyoruz. İleri gittiğimiz alanlar bize mutluluk getiriyor mu tartışılabilir. Ama geri gittiğimiz alanlar bize çok değerimizi kaybettiriyor..

Adalet, ekonomi, yoksulluk, insanlar arasındaki Güven kaybı, çocuklarımızın gelecek endişesi, rotasından çıkan gençlik gelecek tehditler, tehlikeler hormonlu gıdalar teknolojideki korkunç değişimler ve insanların birbirine karşı görünür görünmez saldırıları vs.

Benim tuzu kuru diyenler elbette çıkabilir. Onlara sadece şu soruyu soruyoruz çocuklarınızın ve torunlarınızın da tuzunun kuru olmasını Garanti altına aldınız mı? Peki her birimiz tek başına bu sorunların üstesinden gelebilir miyiz? İmkansız… Belki kollektif bir ruh ve sistematik bir strateji ile.

Peki ilk adımımız ne olmalıdır?

Önce sorunun ne olduğunu bilmek gerekir. Yani ne yaşadığımızı bize neler yaşatıldığını neyi yaşamadığımızı neyi kaçırdığımızı bilmemiz gerekiyor… Sorunun ne olduğunu bilmeyen çare arayışına girmez. Hasta olduğuna inanmayan bir insan ilaç ve hekim arayışına girmez. Önce hasta olduğunu ve kendisini nelerin hasta ettiğini bilmesi gerekir.

Bilmelidir ki önce kendisini hasta eden şeylerden uzaklaştirmali sonra da hastalığı bertaraf etmenin yollarını aramalıdır.

Hakikatin üzerine örtülü perdeleri bir bir kaldırmakla işe başlamalıyız. Hakikatler önemine göre koyu perdelerle kapatılmıştır. Bizler sadece tülün altındakileri görebiliyoruz. Ancak biliyoruz ki perdeyi kaldırmaya çalışanların elleri yanıyor hürriyetlerini kaybedebiliyorlar.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Size ilk tavsiyem televizyonu ve interneti kapatın ve bir hafta boyunca sadece zihninizi ve kalbinizi dinleyin. Olan biten her şeyi çıplak gözle değerlendirin hiç kimsenin telkinlerine kanmayın hiçbir kitap ve hiçbir gazete okumayın. Hiçbir konferans dinlemeyin. Bu bir haftanın sonunda kendinizi bir muhasebeye alın etrafınızda yaşadığınız olayları değerlendirin. Sonra kadim bilgilerden başlamak üzere okumaya başlayın. Okuduğunuz kitap en az 100 yıl öncesine ait olsun.

Bazı kitaplar o yüzyıl manipüle etmek için yazılmıştır 200 yıl önce yazılmış bir kitap bu yüzyılı manipüle edemeyebilir. Sonra derin bir tefekkür ve analize yönelmek gerekir. Burada biraz matematik bilmemiz gerekebilir. Matematiğin temel bilgilerini yeniden gözden geçiriniz. Matematik rasyonel bir bilimdir verilerle girdiler arasındaki kopukluğu göz önüne koyar. Bize ne veriliyor bizden ne alınıyor bize ne vaat ediliyor ne yapılıyor? Dün ne idik bugün ne olduk?

Yarın nereye gidiyoruz bunların muhasebesini yapamazsak bizi kimin kandırdığını ve kimin aldattığını anlayamayız. Dost bildiklerimiz düşman; düşman bildiklerimiz dost olabilir Bir sonraki adımda elimizdeki kıt kaynakları en verimli şekilde kullanmanın yollarını araştırmalıyız. Bunun için ilk sıraya eğitimi koyacağız. Eğitim ve bilgi her şeyin üstündedir Zira Hz Ali dediği gibi sen malı korursun ancak ilim seni korur.

Hayatınızda iki grup insan olsun. Ya faydalı olduğunuz insanlar ya da faydalandığınız insanlar. Bu iki grup dışındaki insanlardan uzak durmaya gayret edin. Zira bunlar sizin enerjinizi sömürür ve sizi bataklığa sürüklerler. Umudunu kaybetmiş insanlardan uzak durun.

En karanlık koşullarda bile bir umut vardır. Umudunu kaybetmiş insanın cenazeden bir farkı yoktur.. Zira bu kainatın bir sahibi var. Düşman bize nereden vuruyor.

Neslimizi ruhumuzu sağlığımızı değerlerimizi kutsallarımızı ve gelecek umudumuzu nasıl yok etmeye çalışıyorlar.

İnsanlar neden mutsuz?

Herkes bir yerlerden bir şeyler bekliyor ama hiç kimse bir şeylerin ilacı olmaya cesaret edemiyor. Kendi iç muhasebemizi bitirdikten sonra dış dünyaya açılmalıyız. Kendimize en az iki yoldaş bularak yola çıkmalıyız. Her üç kişi her projenin üstesinden gelebilecek bir enerji alanı demektir. İstişare, strateji ve kararlılık ile yapacaklarımızı adım adım hayata koymamız gerekiyor.

Herkes uyursa herkes tarafından bir sorun olmadığı anlaşılır. Ancak herkes hareketi geçerse herkes büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun gerçeğine uyanır. Boş duran insanlar ve boş zihinler şeytanın en büyük silahıdır.

Unutmayın ki

İyi niyetle yaptığınız hayırlı hiçbir hareket bu evrende yok olmayacaktır mutlaka bir yerde karşınıza çıkacaktır.