Bir ülkenin nüfusunun yarıdan fazlası hukuka saygılı olmazsa o ülke hukuk devleti olmaktan çıkar.

Nasıl mı?

Adım adım izleyerek birlikte görelim.

Hukuka saygılı olmayan insanlar kendin beni saatlerini yürütmek için hukuku bypas eder ve yargıda gedik açarlar. Çünkü hukuka güvenmezler. Çünkü adaleti böyle tesis edeceğine inanırlar.

Eğer bu insanlar kurumsal bir yapıya bürünmüş ve organize bir güç haline gelmişse devleti tehdit eden bir noktaya bile gelebilirler.

Çünkü organize güçlerle mücadele etmek bireysel suçlularla mücadele etmeye benzemez.

Her organize gücün ilk amacı menfaatleri uğruna devlette bir gedik açmak veya devletin kurumlarını esir almaktır.

Her gedik toplumun vicdanında adalete olan güven duygusunu yok eden bir serüvene dönüşür.

Bunun yanında hukukta gedik açan ve hukuku kendi menfaatleri istikametinde devşiren her örgüt toplumda bir korku kaynağı haline gelir. Toplum ve toplumun zinde güçleri bir kez korkmaya başlarsa suç örgütlerine teslim olur. Zira bu durum yüzlerce kez küçük olaylarla test edilmiş ve devletin acziyeti üstü örtülmeyecek bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Bu örgütlere "hukuka neden bu kadar saldırıyor ve hukuku etkisiz hale getiriyorsunuz" diye sorulunca hukukun ve yargının adalet üretmediği gerekçesine sığınırlar.

Gelin adaleti düzeltelim dediğinizde en ufak bir çaba içerisine girmezler. Girseler de göz boyamaktan öteye geçmezler.

Sadece sözde adalet isterler lakin alttan alta hukuktaki gedikleri büyütmeye çalışırlar.

Zira gerçek adalet bu tip yanlışlıklara bulaşmış kurumların ve örgütlerin menfaatine kibrit suyu dökecektir.

Kirli yolda yürüyen hiçbir organize örgüt bir ülkede gerçek adaletin hakim olmasıni talep etme hatasına düşmezler.

Halk ise bilinçli ve örgütlü olmadığı için bu savaşta karıncalar gibi altta ezilir ve gerçek adaleti tesis edecek hamleleri bir türlü yapamaz.

Siyaset de toplum düşüncesine göre şekillendiği için siyaset bu şekilde kendini iyi olmaya zorlayacak enstrümanlardan uzak kalır.

Gelelim devletlerin fotoğrafına.

Bir devletin veya iktidarın adalete ve hukuk düzenine karşı saygısını adaletle karşı hassasiyeti ile ölçeriz. Yani adaletsizliği adım adım takip eden zaman zaman kamuoyu araştırmalarıyla kendini revize etmeye çalışan bunu halkın önüne koyan ve yaptığı reformların sonucunu halkla birlikte inceleyen iktidarlar adalete saygılı iktidarlardır.

Adaletteki zafiyetin konuşulmasından rahatsız olan bu konuda bir araştırma yapmayan ve bu tabloyu halkın önüne getirmeyen bir iktidarın adalet duygusundan bahsedilemez.

Bu nedenle diyoruz ki demokrasinin gerçek bekçisi kurumlar değil millettir milletin iradesidir.

Milleti eğitmeyen millete adaletin, ahlakın ve demokrasinin ne olduğunu öğretmeyen devletler zamanla çürümeye ve yok olmaya mahkumdur.