Farkında olmak her zaman bir artı mı oluyor? Yoksa hareketsizliğin sebebi mi oluyor?

Modern çağda hepimiz kendi geçmişimizin birer arkeoloğu olduk; travmalarımızı, yaralarımızı ve eksiklerimizi kazıp çıkarmakta üstümüze yok. "Neden böyleyim?" sorusuna verilecek onlarca cevabımız var: Çocukluk travmaları, kırılan güvenler veya kök salamama hissi.

Ancak her şeyi en ince ayrıntısına kadar fark etmek, bazen bizi özgürleştirmek yerine olduğumuz hareketsizleştiriyor. Çünkü bir yaranın adını koymak, onun iyileşeceği anlamına gelmiyor. Neden acı çektiğimizi bildiğimizde, bu bilgi bazen değişmemek için sığındığımız konforlu bir bahaneye dönüşebiliyor. Oysa farkındalık sadece bir harita olmalı, kaybolduğunuz yerden çıkmanın tek yolu ise eyleme geçmekle olabilir.

Birini sevemiyorsak bile sevmeyi denemek, güvenemiyorsak küçük bir adım atmak, farkındalığın yarattığı hareketsizliği çözen tek şey olacak. Bilmek bazen yetmiyor; çünkü hayat, nedenleri anladığımız yerde değil, onlara rağmen adım attığımız yerde başlıyor. Gerçek iyileşme, geçmişin tozlu raflarından başımızı kaldırıp bugünün içine karışabildiğimizde gerçekleşecek.