Eskiden acılar paylaştıkça azalırdı, şimdi mutluluklar paylaştıkça çalınır korkusuyla saklanıyor. İnsanların incinmemek için seçtiği sessizlik, acımasız bir konfor alanı oluşturuyor.
Eskiden sadece çok büyük anları anlatma nazar değer diye saklarken şimdi ufak anları bile nazar değer, olumsuz enerjiyi çekmeyelim diyerek saklıyoruz. Oysa eskiden acımız paylaşınca azalır, mutluluklar çoğalırdı. Ama artık insanlar mutluluklarının bir hedef tahtası olmasını istemiyor, en mutlu anlarını bazen en yakınlarına bile, anlatırsam mutluluğumu benden alırlar korkusu yaşıyor.
Saklayalım mutluluğumuz bozulmasın, anlatmayalım çalınmasın diyoruz.
Öte yandan karşımızdakinin yerine düşünerek ve karar vererek; o üzülmesin diye derdimizi paylaşmıyoruz. Sessizleşiyoruz, kalabalık bir ortamda yalnızlaşıyoruz. Kimse üzülmesin diye içimize attığımız her şey sırtımıza kambur oluyor. Derdimizi anlatınca zayıf görünmekten, savunmasız olmaktan çekiniyoruz.
İyi şeyleri bozulmasın diye, kötü şeyleri çoğalmasın diye paylaşmamak bir süre sonra ruh sağlığımıza dokunuyor. Paylaşmadığımım parıltılı mutlu anlarımız sönüyor. Acı ise çürütüyor.
Güven olmayınca samimiyet de olmuyor, gizlenen mutluluklar, söylenmeyen acılar çıkarsız dostlukların önünde duruyor.
İnsan anlatabildiği kadar var aslında. Önemli olansa kime, neyi, ne kadar anlattığın sadece..