Son zamanlarda sık sık şu cümleyi duyuyorum: “Bu devirde iyi insan olunmaz.”

Gerçekten öyle mi?

İyi niyetli olanın kaybettiği, dürüst olanın geride kaldığı, sessiz olanın ezildiği bir çağda yaşadığımız söyleniyor. Sanki biraz yumuşak davransak biri fırsat kollayacak. Sanki anlayış gösterirsek suistimal edilecek. Bu yüzden herkes biraz daha mesafeli, biraz daha temkinli.

İyi olmak artık saflıkla karıştırılıyor.

Oysa iyi insan olmak güçsüzlük değildir. Ama kabul edelim, zorlaştı. Çünkü hayat hızlandı. İnsanlar sabırsızlaştı. Herkes kendi derdine düştü. Empati kurmak zaman ister, bizde zaman yok. Dinlemek sabır ister, bizde sabır az.

Sosyal medyada herkes çok net, çok keskin. Hatalar affedilmiyor. Bir yanlış cümleyle insanlar siliniyor. Böyle bir ortamda kim sakin kalabilir? Kim anlayışlı davranabilir?

Belki de mesele şu: İyi olmak artık görünür bir değer değil. Başarı konuşuluyor, güç konuşuluyor, para konuşuluyor. Ama kimse “iyi kalabildin mi?” diye sormuyor.

Oysa insanı ayakta tutan şey biraz da bu.

İyi insan olmak; herkese katlanmak demek değil. Haksızlığa susmak demek değil. Sınır koymadan yaşamak hiç değil. Belki de en zor kısmı bu: Hem iyi kalabilmek hem de kendini koruyabilmek.

Zor bir denge.

Ama şunu da düşünmek gerekiyor: Eğer herkes “Bu devirde iyi olunmaz” derse, o zaman gerçekten iyi insan kalmaz.

Belki çağ değişti. Belki şartlar ağırlaştı. Ama iyi olmak hâlâ mümkün. Küçük şeylerle başlıyor: Birine gerçekten kulak vermekle. Teşekkür etmekle. Hata yaptığında kabul etmekle. Kırdığında özür dilemekle.

Büyük kahramanlıklara gerek yok.

Belki iyi insan olmak zorlaştı.
Ama tam da bu yüzden daha değerli.

Ve belki mesele şu: Zor diye vazgeçersek, geriye ne kalacak?