Kayseri Haber / Yaklaşık 40 yıl önce Kayseri’de belediye başkanlığı seçimleri öncesinde yaşanan siyasi gerginlik, bağımsız aday Şemsettin Ağa’nın renkli kişiliği ve sıra dışı çıkışlarıyla yerini zaman zaman mizahi bir atmosfere bırakmıştı. Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan propaganda konuşmaları, özellikle Şemsettin Ağa’nın sahneye çıkmasıyla unutulmaz anlara sahne oldu.

Kayseri’nin Bağımsız Adayı Şemsettin Ağa’nın Renkli Mesajları

Kayseri’de tüm partilerin belediye başkan adayları seçimlere son bir hafta kala Cumhuriyet Meydanı’nda, Valilik binası önünde kurulan kürsüden propaganda konuşmaları yapıyordu. İlk bağımsız adaylığını açıklayan Şemsettin Ağa ise daha baştan şehirde farklı bir seçim atmosferi oluşacağının sinyalini basına verdiği demeçlerle ortaya koymuştu.

Sıra dışı, kural tanımayan ve ezber bozan gazete manşetleri vatandaşta büyük merak uyandırıyordu. Zaten Şemsettin Ağa’nın adı, belediye başkan adaylığından önce yaptığı bir eylemle Türkiye genelinde duyulmuştu.

Karaborsaya Karşı “Robin Hood” Eylemi

1970’li yıllarda ülkede sık sık yaşanan iktidar değişiklikleri nedeniyle ekonomik düzen oturmamış, temel gıda maddelerinde yokluklar yaşanmıştı. Şeker, yemeklik yağ, margarin, zeytinyağı, mazot ve benzin gibi ürünler karaborsaya düşüyor; bazı toptancılar bu ürünleri stoklayarak yüksek kârla satıyordu.

Bu dönemde zabıta ekipleri zaman zaman kamyon üzerinde halka yağ satışı yaparken, fakir vatandaşların yaşadığı zorluklar Şemsettin Ağa’yı harekete geçirdi. Kapalı Çarşı’daki toptancı depolarını zorla açtırarak şeker ve yağları kamyonlara yükleten Ağa, Kiçikapı’da ürünleri parasıyla halka sattırdı. Bu olay nedeniyle küçük bir ceza alsa da ünü ülke geneline yayıldı ve halk arasında “Türkiye’nin Robin Hood’u” olarak anılmaya başladı.

Bu olayı kendi anlatımıyla şöyle dile getirmişti:

"Cezaevine girmeden evveldi bu, 1977–1978 yılı. Kiçikapı’da köşede, şimdi telefon falan satıyorlar, orayı ben yapmıştım. O zaman benzin yok, yağ yok, şeker yok; birçok şey karaborsa. Bana dediler ki: “Bakkallar derneğine üye olursan, oradan yağ şeker alırsın.” Bakkallar derneğine vardım. 10 lira, 20 lira, 30 lira; üç basamak, hangisinden olursa. Ben de en yükseğinden, 30 liradan oldum. Dernek ne verirse iyi deyip sevinip alıyorsun. Hakkına üç beş tane mi düştü bilmeden; bir tenekeyi alıp sevinerek gidiyorsun. Sigara da aynı böyleydi. Kiçikapı’daki yerimizde bakkaliye gibi bir yer vardı. Bana beş teneke yağ gönderdiler. Dükkâna sokturmadım; “Dışarıya koyun, dışarıda dağıtın” dedim. Baktım ki kocaman kuyruk oldu. Kuyruktaki gençler de sıra yüzünden kavga ettiler, ayırdık falan…

O zaman da mübarek Ramazan ayı. Kafama koydum, derneğe gittim; ama dernekte gördüm ki bir kişinin hakkı üç ise bir tane verilir, ikisi dernekte kalır, daha sonra dernek üyesi tarafından karaborsada satılırmış. Zaten gençler kavga etti diye moralim de bozuldu. O hırs ile derneğe gittim ve orada onlarca yağ gördüm. Daha sonra bir araba getirdim, bütün yağları arabaya doldurdum. O sırada hükümete haber vermişler. Arabaya 200 küsur teneke yağı yükledik, meydana doğru yola çıktık. Meydanda, medresenin arkasında o zaman Et Balık Kurumu var. Kurumun önünde uzun kuyruklar oluşmuş. Oraya seslendim: “Gelin size yağ dağıtacağım” dedim. Kuyruk olduğu gibi bizim oraya yöneldi. Kuyruk ile birlikte meydanda caddenin ortasına dineldik. Etraf kalabalıklaştı, bir de baktım hükümetin adamları, polisler geldi. Ellerinde akrep silahlarla falan… Tenekeleri de üst üste koyduk, teneke yükseldi. Biliyorum, bana geliyorlar. Üstümde de kot pantolon, kot blucin var. Blucinim kısa, o zamanın modası. Belimde dörtlüm var. Blucinim kısa olduğu için silahımın yarısı gözüküyor. Tehlikeli zamanlar o zamanlar. Sıçradım, tenekelerin üstüne çıktım. O zaman Gırtlaksız Vedat Bey vardı; şube müdürü. Tövbe, yukarıya bana bakmıyor; kim yapıyor, kimi ediyor diye bağırıyor. “Ben” diye seslendim. “Vay, nasıl yaparsın, edersin?” dedi, kafayı kaldırdı. Ben de: “Ben bunu yaparken ölmeyi, öldürmeyi, her şeyi göze aldım. Bu memlekette hakkı hukuku gözetecek bir merci yok mu?” dedim. Kimse konuşamadı. “Arkadaşlar, birbirinizden alın paralarını da derneğe verin” dedim, bıraktım gittim. O günün parası ile altı bin küsur lira da açık verildi, onu da ben ödedim. Neredeyse gaspa sokacaklardı, onun için bir mahkemeye gittik. Hatta mahkemede hâkim beni tanıyormuş, bana bir şeyler sordu; ama aslında soru da değil, öyle sohbet ettik. Ceza meza vermedi."

Gürültülü Konvoylar ve Meydandaki Kalabalık

Seçim sürecinde Şemsettin Ağa’nın konvoyları şehirde ayrı bir olay haline gelmişti. Terminalden süslenerek yola çıkan kalabalık araç grubu şehir trafiğini durma noktasına getiriyor, uzun kornalar ve gürültü dikkat çekiyordu.

Kalenin burçlarına asılan sakallı büyük fotoğrafı da şehrin dört bir yanından görülebiliyordu. Konvoyun meydana gelişiyle birlikte meraklı kalabalık hızla artıyor, Ağa omuzlar üzerinde kürsüye çıkarılıyordu.

Şemsettin Ağa’dan Kürsüde Unutulmaz Diyalog

Konuşma sırasında elindeki kâğıdı okumakta zorlanan Şemsettin Ağa’nın yanına bir yaşlı kadın yaklaşarak yardım istedi. O an yaşanan diyalog meydandaki kalabalığı hem güldürdü hem alkışlattı.

Kadının sözleri şöyleydi:

''Oğlum, Şemşettin Efendi bahale.!!!''

Kadını yanına çağıran Ağa, dilekçeyi okutunca yaşlı kadının talebi ortaya çıktı:

''Şemsettin efendi, benim üç dene yetimim var. Büyük oğlum vefat etti. Küçük oğlum da kavga etti ve hapiste. Açlığımızdan öleceğiz, Allah rızası için oğluma af istiyom.''

Kayseri’de talep patlaması! Konut rekortmeni bu ilçe oldu
Kayseri’de talep patlaması! Konut rekortmeni bu ilçe oldu
İçeriği Görüntüle

Bunun üzerine mikrofonu alan Şemsettin Ağa’nın cevabı meydanı kahkahaya boğdu. Belediye başkan adayı olmasına rağmen hükümet yetkisi varmış gibi konuşarak, seçilmesi halinde tüm mahpuslara af getireceğini söyledi. Aynı anda kadının evine götürülmesini, bakkaldan ihtiyaçlarının alınmasını ve 100 lira harçlık verilmesini de talimat verdi.

Siyasi Gerginlik Yerini Mizaha Bıraktı

Şemsettin Ağa’nın kampanyası, dönemin siyasi geriliminin yoğun olduğu ortamda Kayseri’de farklı bir hava oluşturdu. Sıra dışı vaatleri, halktan tavırları ve geçmişteki eylemleriyle seçim süreci sadece politik değil, aynı zamanda mizahi anılarla da hatırlanan bir döneme dönüştü.

Kaynak: Süleyman Savranlar