Kayseri’de seçimle belediyecilik, 1909 yılında Hükümet Meydanı’na (günümüzde Cumhuriyet Meydanı) bırakılan tek bir sandıkla başladı. O güne kadar padişah fermanıyla atanan belediye reisleri vardı; yani koltuğa oturmak için halkın oyuna gerek yoktu. Yeni kararla birlikte sandığın yolu açıldı ama ortada seçmen kütüğü bile yoktu. Yoldan geçen herkesin oy atabildiği bu seçimde kazanan, İmamzade Mehmet Bey oldu ve Kayseri’de sandıkla gelen başkan dönemi başladı.
Kayseri’de o gün Hükümet Meydanı’na kurulan sandıktan bugünün Büyükşehir Belediyesi koridorlarına uzanan çizgide, savaşlar, darbeler, askeri idareler, tek parti yılları ve çok partili hayatın tüm renkleri var. Kimi başkanlar sadece birkaç ay vekâlet etti, kimileri on yıllar boyunca aynı koltukta oturdu. İşte 1909’dan 2025’e kadar Kayseri Belediyesi ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ni yöneten o isimler…
İmamzade Mehmet Bey (1909–1914)
1909’da, seçmen listesi bile tutulmadan Hükümet Meydanı’na konan sandıktan adı çıkan kişi İmamzade Mehmet Bey’di. Böylece Kayseri’de, padişahın atadığı reis döneminden, halkın oy verdiği başkan dönemine geçildi. İmamzade Mehmet Bey’in göreve geldiği yıllar, Osmanlı’nın artık son dönemi; imparatorluk savaşın, siyasal çalkantının eşiğinde. O ise belediye tarafında en temel hizmetleri yürütmeye, temizlik, su ve pazar düzeni gibi gündelik işleri aksatmamaya çalıştı. Bugün geriye dönüp bakıldığında, büyük projelerden çok, “seçimle gelen ilk başkan” olma özelliğiyle anılıyor. Onun seçildiği o ilk sandık, Kayseri’de yerel demokrasinin başlangıç noktası kabul ediliyor.
Rıfat Çalıka (1914–1920, 1924–1925)
İmamzade’den sonra koltuğa oturan Rıfat Çalıka, hem Osmanlı’nın son yıllarına hem de Cumhuriyet’e giden yola tanıklık etti. 1914–1920 arasındaki ilk döneminde, savaş yıllarının ağır şartlarında belediyenin başındaydı; cephe gerisine lojistik sağlayan bir şehirde iaşe ve asayiş en kritik gündemlerdi. Eski adliye vekili olan Çalıka, hukuki tecrübesini belediyeye taşıdı; gelir-giderin en ince kuruşuna kadar hesap yapıldığı bir dönemdi. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1924–1925 arasında yeniden göreve geldi. Bu kez görev, yeni rejimin yerel idarede kurmak istediği modern, yasal çerçeveye uygun bir belediye yapısını ayağa kaldırmaktı. Kısa süreli ikinci dönemine rağmen, “iki devrin başkanı” olarak anılıyor.
Ahmet Hamdi Nakipoğlu (1920–1924)
Kayseri eşrafından Nakipzade Ahmet Hamdi Bey, Rıfat Çalıka’nın ardından 1920–1924 arasında başkanlık yaptı. Onun döneminde şehir, Milli Mücadele’nin gölgesinde; ekonomik sıkıntı, seferberlik, kıtlık ve belirsizlik iç içeydi. Nakipoğlu, belediye kasasına giren her kuruşun hesabını yapmak zorunda kaldı. Bir yandan cepheye giden askerlerin ihtiyaçları, diğer yandan şehirde kalan halkın günlük hayatı, aynı bütçeden karşılanmaya çalışıldı. Nakipoğlu, Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte, belediye meclisini yeni sistemin hukukuna uyumlu hale getirmek için çalıştı. Özellikle vergi ve belediye harçlarının yeniden düzenlenmesi, kurumsal defterlerin modern bir dille tutulması gibi adımlar bu döneme damga vurdu.
Nafiz Akşehirlioğlu (1922 – vekâleten)
1922 yılına gelindiğinde belediye başkanlığına bu kez avukat Nafiz Akşehirlioğlu vekâlet etti. Çok kısa süren bu dönem, büyük siyasi olaylardan çok “geçiş yönetimi”yle hatırlanıyor. Hukukçu kimliği, özellikle belediyenin borç yapısı ve sözleşmelerinde kendini gösterdi. Nakipoğlu ve Çalıka dönemlerinde açılmış dosyaların toparlanması, devam eden işlerin hukuki zemine oturtulması, Akşehirlioğlu’nun ağırlık verdiği başlıklardı. Kayseri’de şehir düzeni bozulmasın, bütçe rayından çıkmasın diye çalışan, koltuğu devralıp emanet ederken belediyeyi “askıda bırakmayan” ara bir isim olarak anılıyor. Bugün adı çok sık anılmasa da, o yılların kırılgan idari yapısında önemli bir tampon görevi üstlendiği biliniyor.
İbrahim Safa Bey (1925–1928)
Cumhuriyet artık ilan edilmiş, rejim yerleşmeye başlamışken Kayseri’de belediye başkanlığı koltuğuna İbrahim Safa Bey oturdu. 1925–1928 arasındaki dönemde, belediye sadece çöp toplayan, vergi tahsil eden küçük bir yerel idare olmaktan çıkıyor; yeni devletin modernleşme politikalarını sahaya indiren bir kurum kimliği kazanıyordu. Safa Bey, meclisin çalışma usullerini sadeleştirdi, vergi-harç tarifelerini yeni mevzuata göre güncelledi. Şehir planlaması konusunda da ilk ciddi adımlar atılmaya başlandı; cadde-sokak düzenlemeleri, numarataj, tabela ve yeni Türk harflerine uyum meseleleri bu dönemde konuşulmaya başlandı. İbrahim Safa, “Cumhuriyet’in ilk belediye başkanlarından biri” olarak, eski ile yeni arasında bir köprü işlevi gördü.
Hacılarlı Muhittin Gürbaz (1928–1930)
1928–1930 arasında görev yapan Hacılarlı Muhittin Gürbaz, adından da anlaşılacağı üzere kentin çevresinden gelip merkez belediyeyi yöneten bir isimdi. Harf devrimi yapılmış, yeni alfabe kullanılmaya başlanmış; belediyenin gündeminde artık sadece altyapı değil, tabelaların, resmi evrakın, hatta mezar taşlarının bile yeni yazıya uyumu vardı. Gürbaz, bu kültürel dönüşümün sahadaki uygulayıcısı rolünü üstlendi. Pazar yerlerinin düzenlenmesi, ulaşım güzergâhlarının netleştirilmesi, yeni açılan dükkânlara ruhsat verilmesi gibi konularla ilgilendi. Görev süresi uzun değildi ama “taşralı bir esnaf ve kanaat önderinin, modernleşen şehri yönetmesi” açısından sembolik bir önem taşıyordu.
Av. Necmettin Feyzioğlu (1930–1932, 1939–1942)
Necmettin Feyzioğlu, Kayseri belediyecilik tarihinin en dikkat çeken hukukçularından biri. 1930–1932 ve 1939–1942 arasında iki kez belediye başkanlığı yaptı. İlk döneminde, tek parti idaresi altında belediye mevzuatının netleştirilmesi, meclis çalışmalarının disipline edilmesi ön plandaydı. İkinci dönemi ise dünya savaşının gölgesine denk geldi. Savaş ekonomisi, kıtlık, karne uygulamaları derken belediye bütçesi adeta bir kriz masası gibi yönetiliyordu. Feyzioğlu, hukuki birikimiyle hem imar ve ruhsat işlerini belli kurallara oturttu, hem de zorunlu ihtiyaçların dağıtımında adalet duygusunu korumaya çalıştı. İki dönemde de belediyeyi bir “kurum” haline getirme çabasıyla öne çıktı.
Halil Çilsal (1930 – vekâleten)
1930’da belediye başkanlığına kısa süre vekâlet eden Halil Çilsal, ismi çok öne çıkmayan ama “arayı dolduran” teknokratlardan biri. Onun görevi, aslında bir tür nöbetçilikti: Seçilmiş başkan değişirken, süreci sorunsuz geçirmek. Mevcut projeleri durdurmadan yürütmek, memur maaşlarını aksatmamak, iş makinelerini şantiyede tutmak… Çilsal dönemi büyük bir imarla, dev projelerle değil; düzenin bozulmamasıyla hatırlanıyor. Yani Kayseri’nin hızla değişen siyasi ikliminde, belediye hizmetlerinin sekteye uğramamasını sağlayan sessiz bir ara halka. Bu tür vekâlet dönemleri, belediyenin kurumsal sürekliliği açısından sandığımızdan daha kritik roller üstleniyordu.
Neşat Katırcıoğlu (1932–1933 – vekâleten)
Neşat Katırcıoğlu da 1932–1933 arasında yine vekâleten görev yapan belediye başkanlarından. Tek parti yapılanması içinde valilik, parti teşkilatı ve belediye birbirine sıkı şekilde bağlıydı. Katırcıoğlu, daha çok kararların bu üçlü sacayağı arasında uyumlu yürümesinden sorumluydu. Belediye kasası sınırlı, ihtiyaç listesi uzun; o da öncelik sıralamasını iyi yapmaya çalıştı. Özellikle temizlik, içme suyu ve şehir içi ulaşım gibi temel hizmetlerin aksamaması için bürokrasiye yaslanan bir yönetim sergiledi. Kısa dönemine rağmen, daha sonra gelecek seçilmiş başkanlara düzenli bir dosya ve çalışan bir makine bırakmak, onun asıl başarısı olarak görülebilir.
Seyfi Ekrem (Çetinel) (1933 – vekâleten)
1933’te koltuğa vekâleten oturan Seyfi Ekrem Çetinel, belediyeyi daha çok “devletin yereldeki eli” olarak gören bir anlayışla yönetti. Görevi kısaydı ama dönemin hassasiyeti yüksekti. Şehirdeki imar kararlarının valilikle, hatta doğrudan Ankara’yla uyumlu hâle getirilmesi gerekiyordu. Çetinel, meclis kararlarını hukuki kontrole tabi tutarak bazı dosyaları revize etti. Büyük projeleri başlatmaktan çok, mevcut işlerin mevzuata uygunluğunu sağlamaya odaklandı. O yıllarda belediye başkanları istikrarla uzun süre koltukta kalamıyor, fakat bu vekâletler sayesinde kurum ayakta tutuluyordu. Çetinel’in rolü de tam olarak buydu: Kayseri’de belediyeyi rayda tutan ara bir istasyon.
Hayrullah Ürkün (1936–1939)
Kayseri milletvekillerinden Hayrullah Ürkün, 1936’dan itibaren belediye başkanlığına seçilerek tek parti döneminde bile “seçimle gelen” figürlerden biri oldu. Aynı anda hem Ankara’da siyaset, hem Kayseri’de belediye yönetimi yürütüyordu. Bu çift kimlik, belediye projelerine merkezi bütçeden daha kolay kaynak çekmesine de yardım etti. Ürkün döneminde şehir merkezindeki cadde düzenlemeleri, aydınlatma çalışmaları ve temiz su hizmetlerindeki iyileşmeler dikkat çekti. Kenti adım adım bir taşra kasabasından modern Anadolu şehrine dönüştüren süreçte önemli bir durak oldu. Kriz yıllarına rağmen, “şehre eli değmiş” başkanlardan biri olarak anılıyor.
Mustafa Toksöz (1936, 1938 – vekâleten)
Mustafa Toksöz, 1936 ve 1938’de iki kez vekâleten göreve gelen, belediyenin arka planındaki bürokrat yüzlerden. Hayrullah Ürkün’ün Ankara’daki yoğunluğu ve görev değişiklikleri sırasında Kayseri’nin başsız kalmaması için devreye girdi. Toksöz’ün hedefi, büyük vizyoner projelerden çok, günlük işleyişi aksatmamak, özellikle de mali dengeleri korumaktı. Bu yıllarda ekonomik kaynaklar sınırlı, dünya yeniden savaşa doğru gidiyor; belediyeler ise kendi yağında kavrulmak zorunda. Toksöz, işte bu şartlarda kent hizmetlerini idare eden “nöbetçi başkan” rolünü üstlendi; adı, Kayseri belediye tarihinde görünürde küçük ama önemli bir taş olarak duruyor.
Nazmi Toker (1936 – vekâleten)
Vali Nazmi Toker’in 1936’da aynı anda hem vali hem belediye başkanı olarak şehri yönetmesi, erken Cumhuriyet geleneğinin tipik bir örneği. Tek merkezli idare anlayışında, vali kentin en yetkili ismi; belediye de onun idaresine bağlanabiliyordu. Toker, belediye kararlarını valilik politikalarıyla bire bir uyumlu hâle getirdi. Bu dönemde kentte alınan imar ve bütçe kararları, neredeyse bir “valilik kararnamesi” gibi ele alındı. İnşa edilen kamu binaları, meydan düzenlemeleri, bayrak ve anıt alanları, Cumhuriyet’in ideolojik vitrinini kuruyordu. Nazmi Toker, belediye başkanlığına kısa süre vekâlet etse de, bu vitrinin şekillenmesinde söz sahibi isimlerden biri olarak hafızaya kazındı.
Faik Seler (1939, 1942–1943 – vekâleten)
Faik Seler, iki farklı tarihte vekâleten koltuğa oturan ve özellikle savaş yıllarının zorlu koşullarında görev yapan bir isim. 1939’daki kısa vekâletinin ardından, 1942–1943 arasında yeniden aynı görevi üstlendi. II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde un, yakıt, et ve temel gıda maddeleri adeta altın değerindeydi. Seler, Ankara’nın karne ve kısıtlama kararlarını sahada uygularken, halkın tepkisini azaltmak için denge arayışına girdi. Belediyenin depoları ve bütçesi, adeta bir kriz masası gibi yönetildi. Seler’in adı, o yılların Kayseri’sinde “kriz idaresi”yle eşleşiyor; uzun vadeli projelerden çok, şehrin temel ihtiyaçlarını karşılayan bir ara dönem başkanı olarak anılıyor.
Dr. Emin Molu (1942–1944)
Doktor ve hukukçu kimliğiyle dikkat çeken Emin Molu, 1942–1944 döneminde belediye başkanıydı. Savaşın ortasında, hem sağlık hem hukuk alanında uzman bir yöneticinin belediye başkanlığı yapması, Kayseri için önemli bir şanstı. Molu, hijyen ve salgın riskine karşı ciddi tedbirler aldı; suyun temizliği, çöp toplama düzeni, pazar yerlerindeki denetimler arttı. Bir yandan da belediyenin hukuki işleyişini düzene koyarak sözleşmeleri, ruhsatları ve meclis kararlarını sağlam bir zemine oturttu. Savaş yıllarında kaynak bulmak zor, harcamak ise daha da zordu. Emin Molu, bu zor dosyayı elinden geldiğince dengede tutmaya çalıştı ve belediyeyi, daha sakin yıllara devretmeye hazırladı.
Nuri Güven (1942 – vekâleten)
1942’de kısa süre vekâletle göreve gelen Nuri Güven, yine savaşın en sert yıllarından birinde belediye emanetini üstlendi. Onun misyonu, devam eden projeleri yarım bırakmadan sürdürmek, özellikle de gıda ve yakıt tedarikinde aksama yaşanmamasını sağlamaktı. Bu dönemde belediye, halkla devlet arasında adeta ara istasyon gibiydi: Ankara kısıtlama getiriyor, belediye sahada bu kararın sonuçlarıyla yüzleşiyordu. Güven, bu ikili baskı altında hem memur kadrosunu diri tutmaya hem de temel hizmetleri yürütmeye odaklandı. Adı listede sadece “vekaleten” olarak geçse de, o yılın en kritik işlerinden bazıları onun imzasıyla hayata geçti.
Halim Ergün (1942 – vekâleten)
Aynı yıl içinde koltuğu devralan bir başka vekil başkan da Halim Ergün’dü. 1942’de çok sık yaşanan bu başkan değişimleri, dönemin siyasi ve askerî dalgalanmalarını da yansıtıyordu. Ergün, belediye meclisini toplayıp bütçe ve temel hizmetler konusunda hızlı kararlar almak zorunda kaldı. Savaş şartlarında borçlanma kabiliyeti sınırlı olduğu için, mevcut gelirlerle en acil kalemlere öncelik verilmesi gerekiyordu. Yol bakımından bazı yatırımlar ertelenirken, su ve gıda konusuna daha fazla ağırlık verildi. Ergün’ün kısa görevi, aslında “sık değişen yönetimlere rağmen belediye çarkını dönürme” çabasının bir parçasıydı.
Tacettin Tacettinoğlu (1943 – vekâleten, 1950 – vekâleten)
Tacettin Tacettinoğlu, iki ayrı tarihte, iki farklı siyasi iklimde vekâleten belediye başkanı olan nadir isimlerden. 1943’teki ilk vekâleti, savaş ortamının sıkıntılı günlerine denk geldi. 1950’deki ikinci vekâleti ise bu kez çok partili hayatın ve Demokrat Parti rüzgârının iyice hissedildiği bir dönemdeydi. İlkinde karne ve kıtlık, ikincisinde sandık ve siyasal rekabet gündemdeydi. Tacettinoğlu, iki farklı atmosferde de temel hedefini hiç değiştirmedi: Belediyeyi yeni gelecek yönetime, mümkün olduğunca düzenli ve borç yapısı kontrol altında bir şekilde devretmek. Kısa kalmasına rağmen, “en az süreyle görev yapan başkan” olarak Kayseri tarihinde ilginç bir notla anılıyor.
Rafet Bingöl (1943 – vekâleten)
Rafet Bingöl, 1943 yılında kısa bir vekâletle belediyeyi yönetti. Onun döneminde de gündem, yine savaşın getirdiği darlık ve belirsizlikti. Belediye depoları ve ihaleleri, sıkı denetime tabi tutuldu; bütçeden çıkan her kuruşun nereye gittiği önemliydi. Bingöl, memur kadrosunda büyük değişikliklere gitmeden, var olan ekiple hizmetleri yürütmeyi tercih etti. Belediyenin imar ve yatırım projeleri, zorunlu olanlar dışında ağır çekime alınırken, temizlik ve pazar düzeni aksatılmadı. Rafet Bingöl, uzun bir siyasi iz bırakmamış olabilir; ama o zor yılın günlük hayatını, Kayseri halkı adına idare eden isimlerden biriydi.
Hüsamettin Karakimseli (1944 – vekâleten)
1944’te vekâletle göreve gelen Hüsamettin Karakimseli, savaşın sonlarına doğru belediye dosyasını devraldı. Yakıt ve gıda sıkıntısının zirve yaptığı bu dönemde, şehrin ısınması, fırınların çalışması ve toplu taşımadaki aksaklıkların giderilmesi birinci gündem maddesiydi. Karakimseli, belediyenin depolarını ve tedarik zincirini sıkı şekilde kontrol etti; fırsatçılığa ve stokçuluğa karşı denetimleri artırdı. Aynı zamanda savaş sonrası olası normalleşme için de küçük planlar yapıldı; bazı mahallelerde altyapı hazırlıkları başlatıldı. Onun görevi, fırtınanın tam ortasında dümeni elinde tutmak ve şehri sağ salim daha sakin sulara ulaştırmaktı.
İbrahim Kirazoğlu (1944–1945 – vekâleten)
İbrahim Kirazoğlu, 1944–1945 arasında vekâleten belediye başkanlığı yaptı ve savaşın bitişine giden yolda Kayseri’yi yönetti. Bu dönemde bir yandan kaynaklar hâlâ kısıtlı, diğer yandan insanlar savaşın biteceği umuduyla daha iyi hizmet bekliyordu. Kirazoğlu, devam eden zorunlu projeleri bitirmeye, borçları kontrol altında tutmaya, belediye çalışanlarının moralini yüksek tutmaya odaklandı. Ankara ile yazışmalarda, Kayseri’nin artık yeni yatırımlar için hazır bir şehir olduğunu vurgulayan raporlar gönderildi. Görevini 1945’te seçimle gelen Sait Koçak’a devrederek, savaş şartlarında yürüttüğü ara dönemi tamamladı.
Dr. Mehmet Edip Tarım (1945 – vekâleten)
1945’te kısa süre vekâleten göreve gelen Dr. Mehmet Edip Tarım, hekim kimliğini belediyecilikle buluşturan bir diğer isim. Onun gündeminde, savaş sonrası sağlık riskleri ve kent hijyeni öne çıktı. Temiz su hattının bakımı, kanalizasyon arızalarının giderilmesi, çöp toplama düzeninin yeniden planlanması gibi işler hız kazandı. Tarım, ayrıca pazar yerlerindeki gıda güvenliğini yakından takip etti; bozuk, sağlıksız ürün satışına karşı sıkı denetim uygulandı. Görevi uzun sürmedi ama ardından gelecek başkan Sait Koçak’a daha düzenli ve sağlık odaklı bir altyapı bırakması, bu kısa dönemin en önemli sonucu oldu.
Sait Koçak (1945–1946)
Eski Anayasa Mahkemesi üyesi Sait Koçak, 1945–1946 arasında belediye başkanlığı yaparak yüksek yargı tecrübesini yerel yönetime taşıdı. Hukukçu kimliği, belediye meclisindeki tartışmalara, imar dosyalarına ve ruhsatlandırma süreçlerine doğrudan yansıdı. Koçak, belediye kararlarının mevzuata tam uygun olmasına büyük önem verdi; usule aykırı gördüğü bazı işlemleri geri çevirdi. Savaş sonrası yeniden şekillenen siyasi ortamda, çok partili hayata geçişin ayak sesleri duyulurken, belediyenin tarafsız bir hukuk kurumu gibi görünmesine dikkat etti. Kısa süren başkanlığı, Kayseri’de “hukuk devleti” tartışmalarının yerelde hissedildiği bir dönem olarak kayıtlara geçti.
Necmi Kalaçlar (1946–1947 – vekâleten)
1946–1947 döneminde vekâleten başkanlık yapan Necmi Kalaçlar, Türkiye’nin resmen çok partili hayata geçtiği yıllarda Kayseri belediyesini yönetti. CHP’nin hâlâ güçlü olduğu ama Demokrat Parti’nin de sahneye çıktığı bu yıllarda, yerel politikada tansiyon yükselirken belediye dengede kalmak zorundaydı. Kalaçlar, bir yandan parti teşkilatıyla uyumlu çalıştı, diğer yandan yeni siyasi aktörlerle köprüler kurmaya çabaladı. Gelirleri artırmak için bazı belediye tarifeleri yeniden düzenlendi; artan nüfusa rağmen hizmet standardının korunması hedeflendi. Görevini 1947’de Av. İbrahim Ergüven’e devrettiğinde, Kayseri artık yeni bir siyasal döneme girmişti.
Av. İbrahim Ergüven (1947–1950)
Avukat İbrahim Ergüven, 1947–1950 arasında belediye başkanlığı yaparak Kayseri’yi çok partili hayatın ilk gerçek sınavlarıyla yüzleştiren isim oldu. Demokrat Parti yükseliyor, CHP iktidarı sürdürüyordu; meclisteki tartışma dili sertleşirken, Ergüven hem hukukçu hem arabulucu rolüne girdi. İmar faaliyetleri, sınırlı bütçeye rağmen tamamen durmadı; özellikle çarşı ve pazar düzeni, yol bakımı ve temel altyapı iyileştirmeleri gündemdeydi. Şehir büyüyor, yeni konut alanları ortaya çıkıyor; belediyenin bunu planlı yönetmesi gerekiyordu. 1950’de istifa eden Ergüven, koltuğu önce kısa süreli vekillere, ardından Kayseri tarihinde derin iz bırakacak Osman Kavuncu’ya bıraktı.
Osman Kavuncu (1950–1957)
Kayseri denince akla gelen ilk başkanlardan biri kuşkusuz Osman Kavuncu. 1950 ve 1954 seçimlerini kazanarak 1957’ye kadar görev yapan Kavuncu, kentin modernleşme hikâyesinin mimarlarından. Demokrat Parti döneminin yereldeki simge isimlerinden olan Kavuncu, yol, su, elektrik gibi temel hizmetlerde büyük sıçramalar sağladı. Şeker Fabrikası ve sanayi yatırımları için altyapı hazırlıkları yapıldı; Kayseri, bir tarım kentinden sanayi merkezine dönüşmenin eşiğine geldi. Öğrenci yurtları, sosyal tesisler, mezarlık ve pazar düzenlemeleri de onun dönemine damga vurdu. Daha sonra milletvekilliğine geçen, 1960 darbesi sonrası Yassıada’da yargılanan Kavuncu, Kayseri halkının hafızasında hâlâ “şehri değiştiren başkan” olarak yaşıyor.
Ekrem Gönen (1950 – vekâleten)
1950’de Ergüven’in görevden ayrılması ile Kavuncu’nun seçimi arasında belediye başkanlığına vekâleten bakan isim Ekrem Gönen’di. Onun misyonu, tam da seçim atmosferinin ortasında, belediyenin tarafsız ve işleyen bir yapı olarak kalmasını sağlamak oldu. Büyük yeni yatırımlara girişmek yerine, mevcut projeleri sürdürmeyi tercih etti. Bütçe tablolarını düzenleyip, gelir-gider kalemlerini şeffaf hale getirerek, seçilecek yeni başkana temiz bir defter bırakmaya çalıştı. Gönen, siyasi tarih açısından çok anılmasa da, Kayseri’nin efsane başkanı Osman Kavuncu’ya devredilen kurumsal zemini hazırlayan teknokrat olarak önemli bir rol oynadı.
Şahap Sicimoğlu (1957–1959)
1957’de Osman Kavuncu’nun milletvekili seçilmesiyle boşalan koltuğa, belediye meclisinden Şahap Sicimoğlu geçti. Demokrat Parti iktidarının son yıllarında, siyasetin Ankara’da giderek gerildiği bir dönemde Kayseri’yi yönetti. Sicimoğlu, Kavuncu döneminde başlatılmış pek çok projeyi tamamlama görevini üstlendi; özellikle yol ve su yatırımlarına ağırlık verdi. Şehrin büyüyen sanayisine paralel olarak yeni konut alanlarının planlanması, belediyenin öncelikli gündemiydi. Ancak 1959’da istifa etti; onun ayrılığı, hem kentte hem ülkede yaklaşan siyasi fırtınanın işareti olarak okunacaktı. Bu fırtına, 1960 darbesiyle birlikte tüm belediyelerde olduğu gibi Kayseri’de de dengeleri değiştirdi.
Mehmet Özateş (1959–1960)
1959–1960 arasında belediye başkanlığı yapan Avukat Mehmet Özateş, Demokrat Parti döneminin son sivil başkanı olarak kayıtlara geçti. Siyasi tansiyon yükselmiş, muhalefet-muktedir çatışması iyice sertleşmişti. Özateş, bir yandan belediye projelerini yürütmeye çalışırken, diğer yandan merkezin talimatları ve yereldeki muhalefet baskısı arasında kaldı. Görev süresi kısa olmasına rağmen, belediyenin borç yükünü hafifletme ve devam eden yatırımları bitirme çabasındaydı. 27 Mayıs 1960 darbesiyle birlikte sivil idare bir anda kesildi; Özateş’in dönemi, Kayseri’de “demokratik belediye yönetimi”nin askıya alındığı bir döneme geçişin son basamağı oldu.
Sedat Tolga (1960 – vekâleten)
1960 darbesinin hemen ardından belediye başkanlığına vekâleten getirilen Sedat Tolga, askeri idareye geçişte kısa süre görev aldı. Artık şehirde nihai söz sahibi Milli Birlik Komitesi ve askerî makamlar; belediye ise onların kararlarını uygulayan teknokrat bir birim hâline gelmişti. Tolga, belediyenin mali ve idari dosyalarını yeni yönetime uyumlu hale getirmeye odaklandı. Asayiş ve kamu düzeni öncelikliydi; büyük yatırım kararları rafa kalktı. Tolga, görevini askeri kökenli başkanlara devrettiğinde, Kayseri’de sivil siyaset yerel düzeyde bile büyük ölçüde sahneden çekilmişti.
Albay Bedri Demircioğlu (1960 – vekâleten)
Garnizon komutanı Albay Bedri Demircioğlu, darbe sonrası Kayseri’de belediye başkanlığına vekâleten getirilen ilk asker oldu. Askerî disiplin ve hiyerarşi, belediyenin işleyişine doğrudan yansıdı. Demircioğlu, özellikle kamu düzeni ve güvenliği ön planda tutarak, kalabalık alanlar ve gösteriler konusunda sıkı tedbirler aldı. Belediyenin klasik hizmetleri –temizlik, su, yol– devam etmekle birlikte, siyasi faaliyetlerle ilgili tüm izinler titizlikle kontrol edildi. Albay’ın kısa süren bu görevi, Kayseri’de başlayacak “asker başkanlar dönemi”nin açılış sahnesi niteliğindeydi.
Tuğgeneral Selahattin Kaptan (1960 – vekâleten)
1960’ta belediye başkanlığı yapan bir diğer asker, Tuğgeneral Selahattin Kaptan’dı. O da garnizon komutanı sıfatıyla, belediyeyi fiilen askeri idarenin bir uzantısı olarak yönetti. Kaptan’ın önceliği, şehir içinde her türlü muhalif hareketi kontrol altında tutmak, toplantı ve gösterileri disipline etmekti. Belediyenin yatırım gücü sınırlıydı; bu nedenle temel hizmetlerin sürdürülebilirliği esas alındı. Toplu taşıma, temizlik ve su hizmetleri aksatılmadan sürdürülmeye çalışıldı. Tuğgeneral Kaptan’ın dönemi, Kayseri’nin belediye tarihinde demokratik seçimlerden bağımsız, askeri komutanlarca yönetildiği nadir süreçlerden birini temsil ediyor.
Emekli Binbaşı İbrahim Gökyener (1962–1963)
1962–1963 arasında belediye başkanlığı yapan Emekli Binbaşı İbrahim Gökyener, askeri idare ile normale dönüş arasındaki köprü isimlerden. Gökyener, disiplinli ama nispeten sakin bir yönetim sergiledi. Artık yerel seçimler ufukta görünmeye başlamış, sivil siyasetin geri dönüşü konuşulur olmuştu. Bu nedenle belediyede hem güvenlik kaygısı hem de kurumsal hazırlık yan yana yürüdü. Gökyener, özellikle bütçe disiplinine önem vererek belediyeyi seçimler sonrası devralacak sivil yönetim için hazır hâle getirmeye çalıştı. Kısa süren döneminin ardından Kayseri, 1963 seçimleriyle birlikte yeniden partili belediye başkanlığı dönemine geçti.
Kazım Atakul (1962–1963 – vekâleten)
Vali Kazım Atakul’un 1962–1963 yıllarındaki vekâlet dönemi, Kayseri’de vali–belediye başkanı birlikteliğinin son örneklerinden. Atakul, hem ilin en üst sivil idarecisi hem de belediyenin fiilî başkanı olarak görev yaptı. Bu dönemde, kamu yatırımlarının koordinasyonu, belediye üzerinden yürütülen projelerle iç içe geçti. Atakul, belediyenin borçlarını kontrol altında tutmaya, gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye odaklandı. Yerel seçimlere giderken, kurumun hem mali hem idari yapısını sadeleştirme çabası gösterildi. Atakul’un ardından gelen sivil başkan Mehmet Çalık, işte bu düzenli zeminde göreve başladı.
Mehmet Çalık (1963–1973)
1963 seçimlerinde Adalet Partisi’nden belediye başkanı seçilen Mehmet Çalık, 1968’de yeniden kazanarak 1973’e kadar uzun bir istikrar dönemi yaşattı. Çalık, Osman Kavuncu’nun başlattığı modernleşme çizgisini taşıyan isimlerden. Şehrin nüfusu artıyor, sanayi büyüyor, gecekondu alanları ortaya çıkıyordu. Çalık yönetimi, ulaşım ağını genişletip yeni bulvarlar açarken, yeni yerleşim alanlarının planlarını da masaya yatırdı. İşçi mahalleleri, sanayi bölgeleri ve sosyal donatı alanları onun döneminde daha sistemli düşünülmeye başlandı. On yıllık görev süresi, Kayseri’de “uzun soluklu belediye başkanlığı” geleneğinin Osman Kavuncu’dan sonra gelen önemli halkası olarak kabul ediliyor.
Niyazi Bahçecioğlu (1973–1980, 1989–1994 – ilk Büyükşehir Başkanı)
Niyazi Bahçecioğlu, Kayseri’de hem klasik belediye başkanı hem de ilk Büyükşehir Belediye Başkanı unvanını aynı anda taşıyan özel bir isim. 1973 seçimlerinde belediye başkanı seçildi; 1977’de tekrar kazandı, ancak 12 Eylül 1980 darbesiyle görevden alındı. Bu ilk dönemde sporcu ve iş insanı kimliğiyle sosyal, kültürel projelere ağırlık verdi. 1988’de Kayseri’nin büyükşehir statüsüne kavuşmasının ardından, 1989 seçimlerinde bu kez büyükşehir belediye başkanı olarak sandıktan çıktı. Büyükşehir modelinin oturması, ilçe belediyeleriyle yetki ve bütçe paylaşımı, hizmet alanının tüm il sınırına yayılması gibi kritik dosyalar Bahçecioğlu’nun masasındaydı. O, Kayseri’de “belediyeden büyükşehire geçiş” sürecinin baş aktörü olarak tarih sayfalarında duruyor.
Fevzi Yetkiner (1980–1983 – vekâleten)
12 Eylül darbesi sonrası Kayseri Valisi Fevzi Yetkiner, belediye başkanlığını da üstlenerek 1980–1983 arasında şehri yönetti. Milli Güvenlik Konseyi’nin atadığı bu yönetimde siyasi tartışmalar geri plana atılırken, güvenlik ve “düzen” kavramı öne çıkarıldı. Yetkiner, belediye yatırımlarını kontrolde tutarak borçlanmaya karşı temkinli davrandı. Altyapı projeleri tamamen durmadı ama büyük riskli adımlar da atılmadı. Belediyenin kadroları yeniden yapılandırıldı, bazı birimler kapatıldı, bazıları birleştirildi. Yetkiner’in dönemi, Kayseri’de askeri idarenin sivil görünümlü ama merkezden sıkı kontrol edilen bir yerel yönetim modeli kurduğu yıllar olarak hatırlanıyor.
Yalçın Besceli (1983–1984 – vekâleten)
9 Mart 1983’te göreve gelen Yalçın Besceli, 2 Nisan 1984’e kadar belediye başkanlığını sürdürdü. O, askeri yönetimin son dönemini ve seçilmiş yönetime geçiş eşiğini yöneten isimdi. Besceli, belediyenin mali yapısını düzeltmeye, gereksiz harcamaları kısmaya, doğru ihalelerle temel hizmetlerin devamını sağlamaya çalıştı. Yaklaşan yerel seçimler nedeniyle, belediyenin siyasetin malzemesi olmasına engel olmaya gayret etti. 1984’te seçimle işbaşına gelecek Hüsamettin Çetinbulut’a, görece düzene sokulmuş bir bütçe ve hazır bekleyen projeler bıraktı. Bu anlamda Yalçın Besceli, “seçilmiş demokrasiye teslim eden son teknokrat başkan” rolünü üstlenmiş oldu.
Hüsamettin Çetinbulut (1984–1989)
2 Nisan 1984 seçimlerinde ANAP’tan belediye başkanı seçilen Hüsamettin Çetinbulut, 1984–1989 arasında görev yaptı. Özal dönemi liberalleşmesinin yereldeki yansıması, Kayseri’de Çetinbulut yönetiminde görüldü. Özel sektörle işbirliği, belediyenin sadece hizmet üreten değil, yatırım çeken bir aktör olması gibi anlayışlar bu dönemde öne çıktı. Şehrin büyüyen sanayisine paralel olarak yeni konut alanları ve ulaşım projeleri masaya yatırıldı. 1988’de Kayseri’nin büyükşehir olmasıyla birlikte, belediye kurumsal olarak da yeni modele hazırlanmak zorunda kaldı. Çetinbulut, görevini 1989’da Niyazi Bahçecioğlu’na devrederken, ardında büyüyen, büyükşehir olmaya hazır bir Kayseri bıraktı.
Doç. Dr. Şükrü Karatepe (1994–1998)
27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nden Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Doç. Dr. Şükrü Karatepe, “muhafazakâr belediyecilik” çizgisinin şehirdeki ilk büyükşehir uygulamasını yaptı. Akademisyen kimliği, özellikle şehir planlaması ve sosyal politikalar alanında hissedildi. Karatepe döneminde altyapı yatırımları sürerken, kültür merkezleri, sosyal yardım projeleri ve mahalle ölçeğinde hizmet birimleri öne çıktı. Ancak yaptığı bir konuşma nedeniyle açılan dava, siyasi hayatını gölgeledi; 24 Nisan 1998’de cezaevine girmesiyle başkanlık görevi de fiilen sona erdi. İki aylık bir vekâlet sürecinin ardından koltuk Mehmet Özhaseki’ye geçti. Karatepe, kısa süren ama tartışmalara konu olan dönemine rağmen, Kayseri’de muhafazakâr belediyecilik hafızasının önemli figürü olarak yerini koruyor.
Av. Mehmet Özhaseki (1998–2015)
23 Haziran 1998’de Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından başkanlığa getirilen Av. Mehmet Özhaseki, 1999, 2004, 2009 ve 2014 seçimlerini kazanarak 2015’e kadar tam 17 yıl aralıksız görev yaptı.
Refah–Fazilet çizgisinden AK Parti’ye uzanan siyasi kariyerinde, Kayseri’de istikrarlı ve “projeci” belediyeciliğin adı oldu. Yeni bulvarlar, raylı sistem yatırımları, kentsel dönüşüm projeleri, fuar ve kongre alanları, parklar ve kültür merkezleriyle şehrin çehresini değiştirdi. Organize sanayi bölgelerinin gelişmesi, lojistik ve ticaretin canlanması için belediye–özel sektör işbirliklerine önem verdi. Özhaseki, 2015’te milletvekilliği ve bakanlık için görevden ayrıldı ama Kayseri’nin bugün gördüğümüz pek çok ana aksı, meydanı ve yerleşim bölgesi, onun döneminde atılan imza ve planlarla hayat buldu.
Mustafa Çelik (2015–2019)
Mehmet Özhaseki’nin milletvekili adaylığı için istifa etmesinin ardından, 2015’te Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından başkan seçilen Mustafa Çelik, 2015–2019 arasında Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ni yönetti. Daha önce Kocasinan Belediye Başkanı olarak tanınan Çelik, Özhaseki döneminde başlatılan projeleri tamamlamak ve trafiği rahatlatacak yeni ulaşım çözümleri üretmek üzerine yoğunlaştı. Raylı sistem hatlarının genişlemesi, yeni bulvar ve köprülü kavşaklar, kırsal mahallelere uzanan yol ve su yatırımları bu dönemin öne çıkan başlıklarıydı. Çelik, sosyal belediyeciliğe de önem verdi; gençler, yaşlılar ve dezavantajlı gruplara yönelik destek projeleri geliştirildi. 2019 seçimlerinde aday olmayarak görevi Memduh Büyükkılıç’a devretti ve Kayseri’de AK Parti çizgisindeki belediyeciliğin yumuşak bir geçişle sürmesini sağladı.
Dr. Memduh Büyükkılıç (2019–2025)
Develi doğumlu hekim ve siyasetçi Dr. Memduh Büyükkılıç, uzun yıllar Melikgazi Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra 31 Mart 2019 seçimlerinde Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
2024 yerel seçimlerinde de yeniden sandıktan birinci çıkarak görevini sürdürmeye devam ediyor. Büyükkılıç döneminde, büyük ulaşım projeleri, yeni terminal ve kavşak düzenlemeleri, kentsel dönüşüm alanları ve sosyal konut projeleri öne çıktı. Ayrıca Erciyes ve çevresindeki turizm yatırımları, kırsal mahallelere götürülen yol, su ve altyapı hizmetleriyle Kayseri’nin büyükşehir kimliği daha da pekişti. “Gönül belediyeciliği” vurgusuyla yürüttüğü sosyal projeler, ihtiyaç sahibi ailelere yönelik destekler ve kültür-sanat etkinlikleri, onun dönemiyle özdeşleşmiş durumda. 2025 itibarıyla Memduh Büyükkılıç, Kayseri’yi yöneten 38 belediye başkanının son halkası olarak görevine devam ediyor.
1909’da seçmen kütüğü bile olmadan kurulan bir sandıkla başlayan hikâye, bugün 1 milyonu aşan nüfusa hizmet eden bir büyükşehir belediyesine dönüştü. Her başkan, kimi zaman bir-iki ay, kimi zaman on yıllar boyunca bu hikâyeye kendi cümlesini ekledi. Kayseri’nin sokaklarında gezerken gördüğümüz yollar, meydanlar, parklar ve binalar kadar, bu isimler de şehrin hafızasına kazınmış durumda.





