Plazalardan, trafikten ve bitmek bilmeyen koşturmacadan yorulanların ortak sığınağıdır Talas... Bir yanıyla gençlik enerjisi, diğer yanıyla asırlık taş konakların vakur sessizliği. Bu hafta gelin, Kayseri’nin o en zarif, en 'bizden' sokaklarında, Ali Saip Paşa’da küçük bir mola verelim. Bakalım o eski konaklar bize ne anlatacak ?
Bilirsin, Kayseri’nin o bitmek bilmeyen keşmekeşi, plaza trafiği, "şuraya yetişeyim, burayı halledeyim" derdi bazen insanı gerçekten boğuyor. İşte tam o anlarda, insanın aklına hep aynı yer düşüyor: Talas. Ama öyle yeni Talas’ın bloklarından bahsetmiyorum; hani o yukarıya doğru çıktıkça havası değişen, taş binaların dile geldiği o eski sokaklardan bahsediyorum.
Geçen gün Ali Saip Paşa Sokağı’nda öylece yürürken düşündüm; bir şehir nasıl olur da bir adımda bu kadar değişir? Bir yanın capcanlı, üniversiteli gençlerin enerjisiyle kaynıyor; bir yanın ise asırlık konakların sessizliğiyle huzur veriyor. Eski Talas, bizim şehrin biraz "bohem" tarafı gibi aslında. O Arnavut kaldırımlarda yürürken, insanın içindeki o aceleci ses susuyor.
Hani derler ya "zaman burada durmuş" diye, gerçekten öyle. Bir kahvenin buharında eski Kayseri’yi hayal etmek, o yüksek tavanlı konakların pencerelerinden sapan güneş ışığını izlemek... İnanın, en pahalı terapiden daha iyi geliyor insana. Eğer bu aralar kafan çok doluysa, al kulaklığını ya da sevdiğin bir dostunu; git o dar sokaklarda biraz kaybol. İnan bana, Talas’ın o taş duvarları insana anlatacak çok şeyi varmış gibi bakıyor.