Kayseri Haber / Kayseri’de Cumhuriyet Meydanı’nda kurulan son idam sehpasına ilişkin dikkat çekici bir arşiv belgesi gün yüzüne çıktı. Rahmetli gazeteci Mustafa Gümüşkaynak’ın arşivinde yer alan metinde, olayın kesin tarihi belirtilmemekle birlikte dönemin Kayseri Cumhuriyet Savcısı Turhan Kapanlı’nın görev yaptığı yıllar dikkate alınarak 1951–1954 arasında bir gece yaşandığı değerlendiriliyor. Belgede, idam mahkûmu Emirza Ergün’ün cezaevi sürecinden infaz anına kadar yaşananlar ayrıntılı biçimde aktarılıyor.

Arşiv metnine göre Emirza Ergün, 24 yaşında bir köylü olarak iki yıl önce işlediği suç nedeniyle ağır ceza mahkemesi tarafından idama mahkûm edilmişti. Olayın anlatımında, cezaevindeki son saatlerde yaşanan gelişmeler ve savcılık ile doktorun müdahalesi dikkat çekiyor. Belgede yer alan anlatım şu şekilde aktarılıyor:

Kayseri Sarıoğlan’da akaryakıt yüklü tanker devrildi: 1 yaralı
Kayseri Sarıoğlan’da akaryakıt yüklü tanker devrildi: 1 yaralı
İçeriği Görüntüle

Sene 1951-1954 arası, tarihte bir gece. Kayseri Bölge Cezaevi'nin madeni sesler çıkararak açılan hücre bölümü kapısından ilkin Cumhuriyet Savcısı Turhan Kapanlı girdi, onun ardından da bölge cezaevi doktoru Mahmud Adli Şemdil göründü. İkisinin de dingin ve ürkek hâlleri vardı. Savcı Kapanlı o korkunç manzaraya hâkim oldu.

Emirza Ergün… Haydi geçmiş olsun… Atlattın, temyiz cezanı müebbete indirmiş!

Doktor hazırdı, Emirza Ergün'ü kısım gardiyanın da yardımıyla soydu ve bir güzel muayene etti.

Savcı Bey, Emirza çok yorgun ve bitkin düşmüş, kolay değil idam cezası altında yatmak; ciğerleri de çok zayıf, derhal reviri bulunan bir cezaevine nakledilmeli ve hava değişimine tabi tutulmalı.

Savcı Kapanlı, doktorun kararını benimser görünür şekilde hareketler yaparken; derhal bu çocuk Sinop Cezaevi revirine nakledilmeli...

Emirza Ergün, yirmi dört yaşında bir köylüydü. İki yıl önce, kin beslediği köyünün muhtarının sekiz yaşındaki oğlunun ırzına geçtikten sonra öldürmüş, cesedi ilkin bir çukura gömmüş ve oradan çıkararak bir kuyuya atmaktan sanık olarak Ağır Ceza Mahkemesince idama hüküm giymişti.

Bir yaz akşamıydı, saat 00.03’ü gösteriyordu. Işık ışık bir sabahın eşiğindeydi insanlar. İşte bu sırada bölge cezaevinin kırmızı boyalı o köhnemiş arabasının sesi duyuldu. Cumhuriyet Alanı'nda arabanın küçük penceresine ağzını dayayan ölüme mahkûm Emirza hâlâ bağırıyordu: Komşular, komşular, beni asmaya götürüyorlar!

Arabadan indiren görevliler koluna girerek yüksek sehpaya çıkarmışlardı. Savcı Turhan Kapanlı'nın,

Emirza, kaderin buymuş, son sözünü söyle,

uyarısıyla kendini toparlayarak; “Köyde seksen yaşında bir babam var, savcım sana emanet ediyorum,” dedi ve büyük bir arzu ile boğazına geçmiş olan ilmeğe doğru sündü ve sehpada kendini boşluğa bıraktı.

Eğik başlar kalkmış, beyaz gömlek giydirilmiş ve boynunda da bir idam fermanı asılı bir insanın, bir yaz sabahı esen rüzgâr ile boğazına oturmuş gemici feneri gibi sallandığını izliyorlardı. Olayın anlatımında dikkat çeken en önemli noktalardan biri ise cezanın temyizde müebbete indirildiğinin söylendiği bölüm ile hemen ardından infazın gerçekleştiğinin aktarılması arasındaki çelişki oldu. Arşiv belgesinde bu durumun nedenine ilişkin herhangi bir açıklama yer almıyor. Bu nedenle söz konusu ifadenin arşiv kaydındaki eksik veya hatalı bir kronolojiden mi kaynaklandığı, yoksa mahkûmun son anlarını daha sakin geçirmesi amacıyla yapılmış psikolojik bir telkin mi olduğu net olarak bilinmiyor. Belgede bu konuya dair kesin bir bilgi bulunmaması, olayın bazı yönlerinin bugün için belirsizliğini koruduğunu gösteriyor.

Arşivde yer alan bu anlatım, dönemin ceza infaz uygulamalarının kamuya açık alanlarda gerçekleştirildiğini de ortaya koyuyor. Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildiği belirtilen infaz, Kayseri’de kurulan son idam sehpası olarak hafızalarda yer etmiş durumda. O dönemde Türkiye’de idam cezalarının zaman zaman kamuya açık meydanlarda uygulanması, hem caydırıcılık hem de devlet otoritesinin gösterilmesi amacıyla tercih edilen yöntemler arasında bulunuyordu.

Gazeteci Mustafa Gümüşkaynak’ın arşivinden alınan belgede, olayın tarihine ilişkin net bir kayıt bulunmaması nedeniyle Savcı Turhan Kapanlı’nın Kayseri’de görev yaptığı yılların esas alındığı ifade ediliyor. Bu nedenle infazın 1951 ile 1954 yılları arasında gerçekleşmiş olabileceği değerlendiriliyor.

Kaynak: Süleyman Savranlar