Kayseri Haber / Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Palas Köyü, şimdiki adıyla Palas Mahallesi 1910 yılında yaşadığı büyük sıtma salgınıyla tarihe geçmiş bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Bugün bir mahalle statüsünde olan Palas, o dönemde 300 haneli bir köy olup, neredeyse haritadan silinecek kadar büyük bir felakete uğramıştı. 1910 yılında sıtma hastalığının pençesinde kıvranan köyde, 80 kişi hayatını kaybetmişti. Bu olay, halkın ve devletin sorumluluklarını sorgulayan önemli bir dönüm noktasıydı. Sivas'ta yayımlanan "Türkiye" gazetesinin 30 Eylül 1910 tarihli sayısında, köydeki durumu aktaran bir açık mektup yayımlandı. Bu mektup, sadece o dönemin sağlık sorunlarına değil, halk sağlığına dair büyük bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Kayseri’de Bir Köyü Esir Alan Salgın! (6)Sıtma Nedir?

Sıtma, genellikle sıtma parazitlerinin insanlara sivrisinekler aracılığıyla bulaşmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu parazitler, vücuda girdikten sonra karaciğer ve kırmızı kan hücrelerini etkiler. Yüksek ateş, titreme, baş ağrısı ve kas ağrıları gibi semptomlarla kendini gösteren sıtma, tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilir. Özellikle bataklık bölgelerinde, sıtmanın yayılma riski daha yüksektir. Palas köyü de, çevresindeki bataklıkların etkisiyle sıtmanın merkezi haline gelmişti.

Kayseri’de Bir Köyü Esir Alan Salgın! (5)Palas Köyü'ndeki Sıtma Salgını

Palas, Kayseri'nin Sivas'a 6 saat mesafede yer alan bir köydü. 300 haneli bu köyde, halkın büyük kısmı geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlıyordu. Ancak köyün çevresi bataklıklarla kaplıydı ve bu durum sıtma hastalığının yayılmasında önemli bir rol oynuyordu. Köydeki hastalık, kısa sürede büyük bir felakete dönüştü. 80 kişi, sadece birkaç ay içinde hayatını kaybetti. Sıtma o kadar hızlı ve etkili bir şekilde yayıldı ki, bir köyde bu kadar büyük bir kaybın yaşanması olağan bir durum gibi karşılanıyordu.

Gazetenin açık mektubunda, köyün sağlık sorunlarının çözülmesi için bir dizi öneri sıralandı. Sıtma salgınına karşı tedbir almak bir zorunluluk halini almıştı. Palas köyünün taşınması talep edilse de, hükümet bunun maliyetinin çok yüksek olduğunu belirterek bu öneriye sıcak bakmamıştı. Ancak köylüler, başka bir çözüm önerdiler. Mevcut köyün koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini savunmuşlardı. Bu, köydeki evlerin birbirine bitişik olmasından kaynaklanan hijyen problemleri, bataklıkların kurutulması ve su mecralarının tamiri gibi çeşitli tedbirlerle mümkün olabilirdi.

Palas'ta "Yeşil Vatan" temalı sergi açıldı!
Palas'ta "Yeşil Vatan" temalı sergi açıldı!
İçeriği Görüntüle

Kayseri’de Bir Köyü Esir Alan Salgın! (4)Gazetede yer alan mektup, köylülerin bu salgına karşı verdikleri mücadelenin yanı sıra devletin bu konuda gösterdiği kayıtsızlığı da eleştiriyordu. Köylüler, sıtma gibi ölümcül bir hastalıkla mücadelede yalnız bırakıldıklarını belirtiyor, devletin gerekli tedbirleri almadığını vurguluyordu. Ayrıca, köylülerin sağlık koşullarına uymadıkları ve köyün temizliğine gereken önemin verilmediği ifade ediliyordu.

Mektupta, köylüler ve devlete yönelik açık bir eleştiri vardı: "Bir tavukçunun tavuklarına bu derece bir kıran girse hükümetin bu insan kıranına karşı gösterdiği lakaytlik kadar kayıtsızlık göstermez. Fakat İnsan tavuk değildir." Bu cümle, o dönemdeki yönetim anlayışına dair önemli bir eleştiriydi.

Palas köyü, 1910 yılında sıtma salgınının etkisiyle büyük bir felakete uğradı. Bu olay, devletin halk sağlığı konusundaki sorumluluğunu ve vatandaşların bu sorumlulukları yerine getirmesinin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Bugün bu olay, halk sağlığına dair dersler çıkarmamıza ve geçmişte yaşananları hatırlamamıza vesile olmaktadır.

Kaynak: Süleyman Savranlar