Her gün yeni bir haberle uyanıyoruz. Tartışmalar, kırgınlıklar, öfke dolu cümleler… Sosyal medyada başlayan kavgalar gerçek hayata taşınıyor. En küçük fikir ayrılığı bile büyük bir düşmanlığa dönüşebiliyor.
Peki ne oldu bize?
Eskiden insanlar aynı düşünmese de aynı masada oturabiliyordu. Farklı görüşler bir zenginlikti. Şimdi ise farklı olmak, karşı tarafı susturmak için bir sebep haline geldi. Dinlemek yerine cevap vermek için bekliyoruz. Anlamak yerine yargılamayı seçiyoruz.
Oysa iyi insan olmak, çok büyük laflar etmek değildir.
İyi insan olmak; birini kırmamak için kelimelerini seçebilmektir.
Bir hata gördüğünde bağırmak yerine yol göstermektir.
Gücün varken adil kalabilmektir.
En çok da zor zamanda belli olur insanın kalitesi. İşler yolundayken herkes naziktir. Asıl mesele, canı sıkkınken de kimseyi incitmemektir. Öfkeliyken bile haksızlık yapmamaktır.
Toplum dediğimiz şey, kocaman bir yapı değil aslında. Evde başlıyor her şey. Çocuklar anne babasından görerek öğreniyor. Sokakta büyüyor o öğrenilenler. Bir selamla çoğalıyor, bir kabalıkla yayılıyor.
Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla teknoloji değil; daha fazla nezaket.
Daha fazla bina değil; daha sağlam karakterler.
Daha yüksek ses değil; daha derin bir vicdan.
İyi insan olmak zor değil. Ama emek istiyor. Sabır istiyor. Nefsine hâkim olmayı gerektiriyor. “Ben haklıyım” demekten önce “Acaba karşımdaki ne yaşıyor?” diye sorabilmeyi gerektiriyor.
Bugün bir karar verelim. Büyük değişimleri beklemeden küçük bir iyilik yapalım. Bir teşekkür edelim. Bir gönül alalım. Birini gerçekten dinleyelim.
Çünkü dünya, büyük kahramanlıklardan çok; küçük ama samimi iyiliklerle güzelleşir.