“Erkek adam ağlamaz.” Belki de Türk toplumunun en çok tekrar edilen, en çok zararı dokunan cümlelerinden biri. Daha çocuk yaşta erkeklere, duygularını göstermemeleri öğretiliyor. Dizleri kanadığında ağladığında “sus, erkek adama yakışmaz” deniyor. İçine atmayı, saklamayı, görmezden gelmeyi “erkeklik” diye belletiyorlar. Oysa gerçek insanlık, hissedebilmekten geçer.
Erkekler ağlamadıkça, duygularını bastırdıkça bu birikim başka şekillerde dışarı çıkıyor. Şiddete dönüşüyor, öfkeye, suskunluğa, bazen de iletişimsizliğe… Aslında toplum, kendi elleriyle şiddeti besleyen bir kültür yaratıyor. Çünkü duygularına zincir vurulan her erkek, bir gün bu zinciri başkasına kırbaç olarak sallıyor.
Oysa ağlamak bir zayıflık değil, insani bir ihtiyaçtır. Gözyaşı, kalbin fazlasını dışarı atma biçimidir. Kadın ağladığında “duygusal” denir, erkek ağladığında “zayıf” damgası vurulur. İşte bu yanlış algı, erkekleri kendilerine yabancılaştırıyor. Duygularını saklayan erkek, zamanla kendisine bile yabancı hale geliyor.
Güçlü olmak, gözyaşını saklamak değil; onu gösterecek cesareti bulmaktır. Bir erkek, ağladığında küçülmez; aksine insan olduğunu hatırlatır. Empatiyi, sevgiyi ve gerçek gücü ancak bu şekilde öğrenebilir. Erkeklerin ağlamasına izin verilseydi, belki de daha az kavga, daha çok anlayış konuşuyor olurduk.
Şiddetsiz bir toplum, aslında erkeklerin de özgürleşmesiyle mümkün. Kadınların yükü kadar, erkeklere dayatılan bu sahte güç de toplumun kamburu. Ağlamaktan korkmayan erkek, aslında en cesur erkektir. Çünkü gözyaşı, insanı küçültmez; büyütür.
çlü olmak, gözyaşını saklamak değil; onu gösterecek cesareti bulmaktır. Bir erkek, ağladığında küçülmez; aksine insan olduğunu hatırlatır. Empatiyi, sevgiyi ve gerçek gücü ancak bu şekilde öğrenebilir. Erkeklerin ağlamasına izin verilseydi, belki de daha az kavga, daha çok anlayış konuşuyor olurduk.
Şiddetsiz bir toplum, aslı