Son aylarda Kayseri’de yaşanan asayiş olaylarının artışı, şehirdeki huzur ortamına gölge düşürmeye başladı. Hemen her gün bir kavga, bıçaklama, uyuşturucu operasyonu ya da hırsızlık vakasıyla gündeme gelen şehir, artık güvenli ve sakin şehir olarak anılan kimliğinden uzaklaşıyor. Peki, ne oldu da Kayseri gibi çalışkanlığı ve başarıları ile bilinen bir şehirde suç oranları bu kadar yükseldi?

Gençlerin neden bu kadar kolay suça yöneldiğini anlamak için sadece polis raporlarına bakmak yetmez. Eğitimdeki motivasyon kaybı, ekonomik sıkıntılar, sosyal medya etkisi ve aile bağlarının zayıflaması bu tablonun temel taşları. Bugünün gençleri, emekle kazanılan başarı yerine hızlı yoldan kazanmayı öğreten dijital bir dünyanın içinde büyüyor. Çalışmak, sabretmek, üretmek gibi değerler artık onlara “eski moda” geliyor.

Kayseri özelinde konuşursak, şehir son yıllarda büyük göç aldı. Yeni mahalleler, artan nüfus ve kontrolsüz sosyal yapı değişimi, özellikle gençler arasında kültürel çatışmaları beraberinde getirdi. Ailelerin ekonomik zorluklar nedeniyle çocuklarıyla ilgilenmeye vakit bulamaması da bu boşluğu büyütüyor. O boşluğu ise çoğu zaman kötü arkadaş çevresi ya da madde bağımlılığı dolduruyor.

Artık bu tabloya sadece “asayiş sorunu” olarak bakamayız. Bu, bir toplumsal kırılma noktasıdır. Eğitim kurumları, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler gençlerin elinden tutmak zorunda. Çünkü bugün “küçük bir kavga” olarak gördüğümüz olaylar, yarın Kayseri’nin geleceğini tehdit eden bir toplumsal yara haline gelebilir.

Kayseri’nin yeniden güvenli, huzurlu ve umutlu bir şehir olabilmesi için gençlerin yeniden “hayale” ve “hedefe” ihtiyacı var. Onlara sadece yasak koymak değil, anlamak gerekiyor. Çünkü suçun değil, umudun bulaşıcı olduğu bir şehirde yaşamak hepimizin hakkı.